"Şimdi değilse, ne zaman?"

Balkanlarda kış bir harika!

    BALKANLARDA KIŞ BİR HARİKAYMIŞ!  – Süha Zuhal KILIÇ yazdı… 

    BOSNA HERSEK  – Saraybosna

    Her şehrin bir hikayesi var. Ama bazılarınınki çok hüzünlü. Saraybosna da bu şehirlerden biri. Binalardaki kurşun izleri savaşın acımasızlığını hala canlı tutuyor. Tutsun da zaten, belki insanlık ders alır.

    Balkan coğrafyasına gitmeye karar vermemiz uzun sürmüş meğer. Daha önce gitmeliymişiz yanı başımızdaki bu güzelliklere. Dünyadaki tüm ülkeleri merak ediyorum aslında. Hatırlıyorum da Bosna Hersek’e olan ilgim ve merakım ilk kez savaş zamanında televizyonda Mostar köprüsünün bombalanmış halini görmemle başlamıştı. Çok etkilenmiştim ve bunun üzerine bir kompozisyon yazmıştım Türkçe dersinde. Görmek şimdi kısmetmiş. Ülkeler ve şehirler koleksiyonuma bir yenisi daha eklenmiş oldu :)

    Balkanlar gezisi kış tatilinde ilk defa yurt dışına çıkışımız oldu. Saraybosna’ya uçak biletimiz 21 Ocak tarihine hazırdı. Doğruyu söylemek gerekirse, bizim gideceğimiz tarihten bir hafta önce yaşanan sert kış koşulları yüzünden aklımın bir köşesinde “acaba hava nasıl olacak?” sorusu hep vardı. Malum, yıllardır “Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası” söylemini hep duyarız. Ama şansımız yardım etti, tam da zamanında gitmişiz. Bizim orada bulunduğumuz haftanın öncesi ve sonrası hava -22 dereceleri görmüş! Bizim gezdiğimiz zamanlarda ise yağmur, çamur veya kar yağışı yoktu ama Saraybosna karlar altında bize masal gibi manzaralar sundu. Her zamanki gibi bu seyahatimiz de harika geçti!

    Saraybosna – İstanbul arası 1 saat 15 dakika sürüyor. Saraybosna Havalimanı’na indikten sonra havalimanından her yarım saatte bir şehre giden servis var. Dışarı çıkar çıkmaz soğuk hava kendini hissettirdi ama hava tertemizdi.

    Şehir merkezine varmak  yarım saat sürdü. Merkez zaten Başçarşı’nın başlangıcında konumlanmış olan Belediye Binası Vijecnia’nın olduğu bölge. Belediye Binası önceden üniversite kütüphanesiymiş. 1992 Ağustos ayında bir gece ateşe verilen binada 2 milyon tarihi kitap ve belge yanmış kül olmuş. Saraybosna’nın hüznü şehre adım attığımız ilk anda yüzümüze çarptı.

    Vijecnia – Belediye Binası, Saraybosna, Bosna Hersek

    Biz Başçarşı’ya yakın bir yerde konaklama seçtik. Odamıza yerleşir yerleşmez hemen yürüyerek Başçarşı’ya geldik ve yemek yemek için uygun bir yer bulmaya çalışırken Türk restoranlarının da olduğunu gördük. Bu arada Boşnak Mutfağı gerçekten de insanı çok mutlu ediyor :) İlk gün daha önceden de ününü duyduğum Bosna’nın ulusal lezzetlerinden olan ‘cevapi’ den yemeye karar verdik. Cevapi, ızgara köfte anlamına geliyor. İnce somun ekmeğin arasında soğan, baharat yoğurt ve salatayla servis ediliyor. Arkasından da çay içtik. Başçarşı, Osmanlı’dan kalma olduğu için hem bize İstanbul Sultanahmet Meydanı’nı hem de biraz Kapalıçarşı’yı hatırlattı. İçtiğimiz çay da ince belli bardakta dışarıdaki bir çay ocağından geldi, Türk usulü… Boşnak Böreği ise günün her öğününde yemek isteyebileceğim bir lezzet idi :)

    Boşnak Böreği

    Başçarşı’nın temeli 1462 yılında atılmış. Tarih boyunca birçok kez yangın ve savaşlardan dolayı zarar görmüş ve bu nedenle günümüze daha küçük olarak kalmış olsa da orjinalliğini koruyor. Müslümanların yaşadığı bölüm olan Basçarşı, bakır eşyalar, mücevher ve çömlek işlerinin satıldığı dükkanları, sergileri ve sokakları ile ünlü. Sokakların her biri farklı el sanatlarının satıldığı mekanlarla dolu. Çok şirin kafeler var bir de. Boşnak kahvesini de öneririm. Yine Türk kahvesi gibi ama kulpsuz fincanda, lokum eşliğinde servis ediliyor. Kesme şeker isteğe bağlı olarak yanında ayrı getiriliyor.

    Boşnak kahvesi

    Başçarşı’nın başında bulunan sebil, şehrin sembollerinden birisi. 18. Yüzyılda inşa edildiğindeki ilk yeri daha sonra değişip, şimdi bulunduğu yere taşınmış. Savaşta çok tahrip olmuş. Taş ve ahşaptan oluşan zarif bir yapısı var. Şimdiki hali 2006 yılından. Sebilin civarında her an başınıza kuşlar konabilir, şaşırmayın :)

    Sebil, Saraybosna, Bosna Hersek

    Başçarşı Bakırıclar Sokağı, Saraybosna, Bosna Hersek

    Saraybosna’nın avantajlarından birisi de büyük bir şehir olmaması. Görülmesi gereken yerleri yürüyerek ziyaret edebilirsiniz. Başçarşı’daki sokakların çoğu, ana yaya yolu ve diğer bir alışveriş caddesi olan Ferhadija trafiğe kapalı.

    Doğu ile batının birleşme noktasını temsil eden nokta Başçarşı’nın bitiminde. Çok kültürlü bir ülke olan Bosna Hersek’te her türlü mimari esere rastlanıyor. Camiler, sinagoglar ve kiliseler bir arada. Bu kavşakta gerçekten de medeniyetlerin buluşmasına tanık olduk, Osmanlı ve Avusturya-Macaristan mimarisinin arasındaki keskin çizgiyi gördük.

    Doğu ve Batının kesişme noktası, Saraybosna, Bosna Hersek

    Kültürlerin buluştuğu şehir Saraybosna, Bosna Hersek

    Saraybosna’da birçok cami var. Bunlardan en önemlisi 1530 yılında inşa edilmiş bir Mimar Sinan eseri olan Gazi Hüsrev Bey Camii. Bayılıyorum Mimar Sinan’ın eserlerine! Savaşta hedef alınan yapılardanmış ancak 90’lı yılların sonunda restore edilmiş. Bahçesinde şadırvan, abdesthane, mektep, medrese ve saat kulesi yer alıyor. Önemli camilerden bir diğeri ise yine günümüze restore edilmiş olarak gelen Hünkar Camii.

    Gazi Hüsrev Bey Camii, Saraybosna, Bosna Hersek

    Şehrin birçok noktasında mezarlık ve şehitlik var. Biz şehri tepeden görmek için eski şehir Vratnik’e tırmandık. Günümüzde sadece Beyaz Tabya ve Sarı Tabya bölümü kalan, eski şehri içine alan sur duvarları ortaçağda inşa edilmiş. Sarı Tabya’dan şehir manzarası muhteşem! Dediğim gibi karlar altında bir başka güzeldi ama baharda eminim ayrı bir güzel oluyordur.

    Balkanlar. 1878 yılında Avusturya-Macaristan  İmparatorluğu şehri işgal edince savunma kaleleri amacını yitirmeye başlamış. Şimdi ise şehri kuşbakışı görebileceğiniz harika bir manzara sunuyor.

    Eski şehir Vratnik’e merdivenler ile tırmandık. Cumbalı Osmanlı evlerinin olduğu mahallelerden geçtik. Mezarlıkların yoğun olduğu bu alanda biraz tüylerim ürperdi. Ölüm tarihlerinin 1993‘ü göstermesi savaşı gözlerimin önüne getirdi yine. Aliye İzzet Begovic’in mezarının da bulunduğu şehitlikte bir sürü Osmanlı kavuklu mezar taşları da bulunuyor.

    AliKovac Mezarlığı ve Eski şehir manzarası, Saraybosna, Bosna Hersek

    AliKovac Mezarlığı ve Eski şehir manzarası, Saraybosna, Bosna Hersek

    Jekovac Tepesi’nde bulunan Sarı Tabya’dan şehir manzarası, Saraybosna, Bosna Hersek

    Saraybosna’nın içinden geçen Miljacka Nehri kısmen buz tutmuştu. Nehir üstünde birçok köprü var. Şüphesiz bu köprülerden en ünlüsü Latin Köprüsü.

    Latin Köprüsü, Avusturya Macaristan İmparatorluğu prensinin ve eşinin bir suikasta kurban gittiği yer. Suikast ise bildiğimiz üzere I. Dünya Savaşı’nın başlamasına sebep gösterilen olay. Tarih derslerinde ezberlediğimiz olayı tarihçi olan eşim tam da bu köprünün üzerinde anlattı bana.

    Köprünün bitiminde Saraybosna Müzesi var. Pazar günü kapalı olması büyük bir talihsizlikti bizim için. Gezebilseydik, 1878-1918 yılları arasında ülke tarihi hakkında daha detaylı bilgi alabilecektik.

    Latin Köprüsü – Müze Saraybosna, Bosna Hersek

    Müze, Saraybosna, Bosna Hersek

    Sadece Saraybosna’da değil Mostar’da da gördüğümüz kurşun izlerinin silinmediği binalardan bazıları Saraybosna, Bosna Hersek

    Nehir boyunca yürüyerek eski şehir bölgesinden ve Başçarşı’dan ayrıldık ve şehrin modern yüzünü keşfe daldık. BBI ve Sarjevo City Center gibi alışveriş merkezleri var.

    Daha önceden adını duyduğum Tito Kafe’ye uğradık bir kahve için. Şehirde Tito’ya ait bir iz göremedik ama bu kafe oldukça güzel tasarlanmış eski Yugoslavya dönemini anlatan eşyalar ve resimlerle adeta bir müze gibiydi.

    Tito Kafe’nin Bahçesi Saraybosna, Bosna Hersek

    Güzel Sanatlar Müzesi, Saraybosna, Bosna Hersek

    Bosna Hersek’in başkenti olan Saraybosna’da iki gün geçirdik. Kış döneminde gittiğimiz için şehrin içinde bulunan orman gibi parklarda vakit geçiremedik. BBI Alışveriş Merkezi’nin tam karşısında Veliki Park ve Latin Köprüsü yakınlarında At Meydanı var. Hepsi de inanılmaz büyük yeşil ve huzurlu alanlar. Baharda muhteşemdir kesin!

    Saraybosna’daki diğer tarihi binalardan Aşkenazi Sinagogu, İsa’nın Kutsal kalbi Kilisesi, Kutsal Cemaat Ana Kilisesi, Eski Yahudi Mezarlığı, Ebedi Alev (II.Dünya savaşında Saraybosna kurtarıcıları anısında 50 yıldır hiç sönmeden yanıyor), Eski Tapınak, Bosna Hersek Ulusal Müzesi, Aliya İzzet Begovic Müzesi, Olimpiyat Müzesi ve Umut Tüneli görülmeye değer…

    Buz tutmuş nehir, Saraybosna, Bosna Hersek

    Gece Saraybosna, Bosna Hersek…

    BOSNA HERSEK  – Mostar

    Ertesi gün bir gece konaklayacağımız Mostar’a doğru yola koyulduk. Yaklaşık 2 saat süren bir yolculuktan sonra Mostar’a vardık. Balkanlar’a gitmeden önce hava durumunu kontrol ederken Mostar’ın kısmen ılıman olacağını biliyorduk ve öyle de oldu. Saraybosna’nın beyaz manzarasından burada eser yoktu. Taksi şoförü Mostar’a hiç kar yağmaz dedi. Hatta güneşli bir havaydı diyebilirim. Mostar’a Saraybosna’dan günübirlik de gidilebilir ama biz hiçbir şey eksik kalmasın diye bir gece konaklamayı tercih ettik.

    Şehre gelir gelmez ikimizin de aklında tabii ki tarihi köprü vardı. Önce odamıza yerleştik ve sonra 3 dakika uzaklıktaki eski şehir bölgesine geldik veeeee işte ortaokuldan beri görmeyi hayal ettiğim Mostar Köprüsü oradaydı! Zümrüt renkli Neretva Nehri Kanyonu boyunca geldik Mostar’a Saraybosna’dan. Nehrin Mostar‘da tarihi köprü ile buluşması tam bir sanat harikası!

    “Stari Most “ Mostar Köprüsü, Mostar, Bosna Hersek

    Nereteva nehri Mostar, Bosna Hersek

    Mostar, Bosna Hersek

    Blagaj

    Mostar’ın tarihi dokusunu daha sonra keşfetmek üzere şehirden ayrıldık ve Mostar’a 6 km uzaklıkta olan Blagaj‘a gitmeye karar verdik. Amacımız görkemli bir kayanın dibinde, Buna Nehri’nin kaynağının çıktığı noktaya inşa edilmiş, aynı zamanda zümrüt renkli nehrin kıyısında bulunan Blagaj Alperenler Tekkesi’ni ziyaret etmekti ancak tekkenin mistik havasının yanında Blagaj’ın tahmin ettiğimden çok daha güzel olan doğası karşısında büyülendik. Bir taşla iki kuş!

    Blagaj, Bosna Hersek

    Osmanlılar bu topraklara gelmeden önce bile önemli bir dini yapı olan tekkenin ilk olarak ne zaman inşa edildiği bilinmiyor. Tekkenin ilk kaydı 1466 yılında Evliya Çelebi tarafından yapılmış. Tarih boyunca birçok kez restore edilmiş ve son restorasyonu 2003 yılında yapılmış. Osmanlı medeniyetinin en ünlü isimlerinden biri kabul edilen Sarı Saltuk’un türbesi burada bulunuyor. Aslında Sarı Saltuk’un öldükten sonra mezarı belli olmasın diye yedi tabutu yedi farklı ülkeye gömülmüş ancak Blagaj’daki en kabul göreniymiş.

    Blagaj, Bosna Hersek

    Blajaj Alperenler Tekkesi, Bosna Hersek

    Tekkenin üzerinde 240 m uzunluğunda bir kaya uzanıyor. Kayanın üzerinde de yine Blagaj‘da görmeye değer Stjepan Vukcic Kosaca Kalesi ve surları var. Tekke Kompleksinin içinde sırasıyla Türbe, Meydan Odası (dershane), İmarethane, Ribat, Hamam, Çilehane, Semahane, Kubbeli Camii, Abdesthane, Mutfak ve su kenarı serinleme yeri bulunuyor.

    Blagaj, Bosna Hersek

    Bosna Hersek’in yazın çok sıcak olduğu söyleniyor ve gördüğümüz kadarıyla Blagaj bu konuda tam da serinlenecek bir yer.  Tekkenin karşısında küçük bir restoran ve kafeler var. Yazın da nehirde kano gezintisi yapıldığını öğrendim ve içim gitti!

    Şoförümüz bizi Blagaj‘da bulunduğumuz süre bekledi ve tekrar taksi ile Mostar’a döndük.

    Doğasına hayran olduğumuz Blagaj hakkında konuşa konuşa yürürken kendimizi Mostar Köprüsü’nün üstünde bulduk, oldukça yüksek olan bu köprüden yazın gençler nehre atlıyormuş! Çok heyecanlı! Köprüden manzarayı izlemeye dalmışken, “Mostar’ı nasıl buldunuz?” diye bir soru geldi yanımda duran ve dalgın görünen bir adamdan. Siz bir turist gözü ile bakıyorsunuz şehre dedi. “Çok güzel değil mi ama savaş zamanında hiç güzel değildi” dedi ve anlatmaya başladı. Tam bu köprünün üzerinde vurulduğunu ve İtalya’ya kaçtığını uzun bir süre İtalya’da yaşadıktan sonra memleketi Mostar’a döndüğünü anlattı.

    Mostar, Bosna Hersek

    Boşnakça Stari Most olarak adlandırılan köprü, tarih boyunca nehrin iki yakasında yaşayan Hırvat ve Müslüman halkları birbirine bağlıyorken şimdi ise Hırvatlar nehrin batısında, Müslümanlar ise doğusunda yaşıyormuş. Dağın tepesinde savaştan sonra Hırvatlar tarafından dikilmiş devasa bir haç var. Zaten savaşın izleri her yerde size kendini gösteriyor.

    Köprünün her iki tarafındaki kuleler, 43 cami, mescit, hamam vb. yapıları ile, 2 Sırp Ortodoks ve 1 Katolik Kilisesi var. Mostar Köprüsü, eski Mostar şehriyle birlikte 2005 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmış.

    Açıkça söylemek gerekirse her yerini merak ettiğim ve her sokağını gezdiğim Saraybosna’nın aksine Mostar’da sadece köprünün yanında olmak istedim. Zümrüt renkli Nereteva nehri, Arnavut kaldırımlı sokakların kenarında yer alan birkaç kafeden birinde, çaktırmadan bizi titreten soğuğa rağmen dışarıda oturarak içtiğimiz çay ve bolca da huzur Mostar’dan hafızamda geriye kalanlar…

    Mostar Köprüsü, Mostar, Bosna Hersek

    Mostar, Bosna Hersek

    Mostar Köprüsü, Mostar, Bosna Hersek

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

    HIRVATİSTAN – Dubrovnik

    Ertesi sabah Mostar’dan çıktık, heyecanla beklediğim ve iki gün konaklayacağımız Dubrovnik’e doğru yola koyulduk. 8 günlük Balkan gezimiz boyunca ülkeler ve şehirler arası yaptığımız yolculuklar öyle güzel manzaralar eşliğinde oldu ki…

    Genellikle Dalmaçya kıyıları boyunca gittik, muhteşem Adriyatik Denizi manzaralarına bayıldık…Turkuaz rengiyle, Dalmaçya kıyı tipi denilen, paralel uzanan dağlar arasındaki vadilere deniz suyunun dolması sebebiyle oluşan çokça koy, kıyı ve adacıkları ile Adriyatik Ege’nin kardeşi sanki.

    Bosna Hersek’ten Hırvatistan’a geçerken iki defa pasaport kontrolünden geçtik. Bosna Hersek’ten çıkıp Hırvatistan topraklarına girdikten kısa bir süre sonra tekrar Bosna Hersek topraklarına giriliyor. Çünkü Hırvatistan sahili boyunca giderken arada 21 km’lik bir sahil şeridi Bosna Hersek’e ait. Neum şehri, Bosna Hersek’in deniz kenarı. Neum’dan sonra tekrar Bosna Hersek’e veda edip, Hırvatistan topraklarına giriliyor. Sonra ver elini Dubrovnik! Gir, çık, gir, çık derken yolculuk yaklaşık dört saat sürdü.

    Dalmaçya Kıyıları, Adriyatik Denizi

    Dubrovnik otobüs terminali yeni limana çok yakın. Bizim konakladığımız evi, sabahları erken yolculuk yaptığımız için terminale yakın bulmuştum. Terminal ve limana yakın, eski şehir bölgesine ise yürüyerek 25 dakikada ulaşabileceğimiz bir mesafede.

    Otelden birkaç dakikada limana indiğimizde ilk gözümüze çarpan, Karaka adlı tekne oldu. Eski dönemlere aitmiş gibi duran bu teknenin yazın turistleri gezdiren bir gezinti teknesi olduğunu öğrendim, ayrıca bu tekne Game of Thrones dizisi temalı turlar düzenliyormuş. Diziyi Dubrovnik’e gitmeden önce izlemiyordum ancak fikir sahibiydim. King’s Landing sahneleri eski şehirde çekilmiş. Dubrovnik’in eski şehir bölgesi öyle tarihi, öyle görkemli ve öyle ortaçağ havasında ki, bu dizinin çekimleri sırasında tarihi dokudan maksimum yararlanıp bilgisayar efektine gerek duymamışlar – bu arada eve dönünce diziyi geçmş bölümlerinden başlayarak hemen izlemeye başladık :)

    Karaka gezinti teknesi, Dubrovnik, Hırvatistan

    Dubrovnik, yürüyerek iki günde keşfedilebilecek bir şehir. Ancak tadını çıkartmak için daha fazla kalınabilir. Bizim Ege ve Akdeniz sahillerimizle eşdeğer olan sahiller, plajlar var. Biz yaz aylarının büyük bir kısmını Kuzey ve Güney Ege’de geçirdiğimiz için, yazın burada olup denize girme isteği duymadık. Aksine turist kalabalıklarından uzak ve aşırı sıcakların olmadığı bu dönem bizi daha çok mutlu etti. Eski şehrin sokaklarında kaybolmak, fotoğraf karelerimize bizden başkalarının girmemesi harikaydı!

    Tarihi şehre büyükçe bir kale kapısından giriliyor. Şehri turizm ofisinden alacağınız bir harita ile çok güzel gezebiliyorsunuz. Büyük kapıdan girdiğimiz gibi, hemen sağ taraftaki kuleden aldığımız bir bilet ile bütün eski şehri surların üzerinde yürüyerek yaklaşık bir saat süreyle dolaştık. Uçsuz bucaksız Adriyatik Denizi tüm lacivertliği ile göz alabildiğine uzanıyor. İleride Lokrum Adası görülmekte. Yazın tekne turları varmış adalara.

    Surlar boyunca yürüyüp deniz manzarasını hafızamıza kazırken bir yandan da sur içinde kalan şehre tepeden bakma imkanımız oldu. Savaştan nasibini almış, bombalanan ve tahrip olan yerler yeniden restore edilmiş.  Çatılardaki orijinal kiremitler eski şehre öyle çok yakışmış ki. Neden eski olan her şey daha estetik ?

    Tarihi çatılar, Dubrovnik, Hırvatistan

    Surları gezerken tarihi şehirdeki birçok müzeden biri olan Denizcilik Müzesi gezilebilir.

    Dubrovnik, Hırvatistan

    Dubrovnik, Hırvatistan

    Dubrovnik, Hırvatistan

    Dubrovnik, Hırvatistan

    Tarihi Şehre giriş Dubrovnik, Hırvatistan

    Dubrovnik, Hırvatistan

    Dubrovnik, Hırvatistan

    Dubrovnik, Hırvatistan

    Dubrovnik Eski Liman, Hırvatistan

    Tarihi şehri ikiye bölen Stradun Caddesi, şehrin ana caddesi. Birçok kutlama ve tören burada yapılıyormuş. Cadde Roma ve Yunan etkileri taşıyor. 1468 yılında kaldırımlar ile zenginleştirilen cadde günümüzde yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktası haline gelmiş.

    Stradun caddesi, Dubrovnik, Hırvatistan

     Eski çağlarda temiz su temin etmek için yapılan Büyük Onofrio Çeşmesi bugün en çok gezilen turistik yapılardan.

    Onfario Çeşmesi, Dubrovnik, Hırvatistan

    13. yüzyılda inşa edilen Fransisken Manastırı şehrin önemli yapılarından. Gotik ve Rönesans etkilerinin görülebileceği yapı içerisinde günümüzde bir müze ve kütüphane de var. Şehirdeki en önemli yapılar arasında yer alan müzede dünyanın en eski eczanesine ait objeler, kütüphanede ise 70.000’den fazla kitap bulunuyormuş.

    Dubrovnik, Hırvatistan

    1444 yılında inşa edilen Çan Kulesi ilk yapıldığında çana vuran iki figür tahtadan yapılmış daha sonrasında ise figürler bronz olanları ile değiştirilmiştir. 1667 yılında meydana gelen deprem sonrasında kule eğilmeye başlamış, 1929 yılında güvenliği tehdit etmesi gerekçesi ile yıkılmış yerine yenisi inşa edilmiştir.

    Çan Kulesi, Dubrovnik, Hırvatistan

    Rektör Sarayı Aziz Blaise Kilisesi, Sponza Sarayı Orlando Sütunu, Küçük Onofrio Çeşmesi, Pile Kapısı, Ploce Kapısı tarihi şehirde görülmesi gereken yerlerden.

    1667 depreminin ardından inşa edilen Gundulica Meydanı, üzerinde kurulan sokak pazarı ile ünlü. Meydanda 1893 yılından kalma Dubrovnikli Şair Ivan Gundulic’in bir heykeli var.

    Meydanda ayrıca küçük bir çeşme de bulunuyor. Meydanda sabahları kurulan pazarda birbirinden güzel yöresel ürünleri şehirdeki turistik dükkanlara oranla çok daha ucuz.

    Gundulica Meydanı, Dubrovnik, Hırvatistan

     Dubrovnik’in doğusunda yer alan Eski Liman’ın inşasına 15. yüzyılda başlanmış yenileme ve ek çalışmalar ile ancak 16. yüzyılda bitirilebilmiştir. Sezonda buradan kalkan saatlik tekne turlarına katılarak şehrin çevresini gezilebiliyor.

    Dubrovnik Eski Liman, Hırvatistan

    Etnografya Müzesi (Etnografski Muzej Rupe), Denizcilik Müzesi (Pomorski Muzej), Marin Drzic Evi (Dom Marin Drzic), Kültür ve Tarih MüzesiVisia 5D Multimedya MüzesiAkvaryum (Akvarij), Revelin Hisarı (Tvrdjava Revelin), LazaretiBokar Hisarı (Tvrdjava Bokar) ve St. John Hisarı (Tvrdjava sv. Ivana) da Dubrovnik gezisi boyunca gezip görülecek yerler arasında.

    Old Town’un hemen kıyısındaki Banje Plajı muhteşem!

    Banje Plajı, Dubrovnik,Hırvatistan

    Banje Plajı, Dubrovnik, Hırvatistan

    Dubrovnik’i bir de tepeden görelim dedik ve teleferik ile en tepeye çıktık. Yukarıdan manzara bir harika! Panaroma restoran var ve her 15 dakikada bir teleferik ile aşağı dönebilirsiniz.

    Old Town Dubrovnik ve Lokrum Adası, Hırvatistan

    Küçük bir kısmını gördüğümüz Hırvatistan çok güzel bir ülke. Daha evvel Hırvatistan’ın Istra Yarımadası’nın en uç noktasında bulunan ve Dubrovnik’i aratmayacak güzellikte olan Pula şehrine gitmiştim. Bir sonraki tatil rotalarından biri Hırvatistan’ı baştan başa gezmek olabilir!

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

    KARADAĞ – Kotor

    Karadağ’ın orijinal ismi MONTENEGRO oldum olası havalı gelmiştir bana. Daha doğrusu adı Monte ile başlayan Monte Carlo, Monte Grande gibi şehirlerin hepsi havalı sanki … Monte Dağ, Negro ise kara demek. Karadağ’ın sahil şeridi ise gerçekten de havalı :)

    Karadağ’ın Kotor şehrine Dubrovnik’ten geçtik. Kotor’un Adriyatik kıyısında muhteşem koyları olan bir şehir olduğunu biliyordum ancak hem tarih hem doğanın bu kadar iç içe olduğunu bilmiyordum. Kotor‘a bayıldık. Her şey o kadar huzurlu ve sakin ki…

    Dubrovnik’ten Kotor’a gelirken yine muhteşem manzaralar eşliğinde geldik. Karadağ sınırına girdikten sonra Kotor’a ulaşana kadar deniz kenarından ha gittik ha geldik ha geleceğiz derken kocaman bir yuvarlak çizdik neredeyse Kotor’a ulaşmak için. Kotor, dağların arasına saklanmış ve belki de bu yüzden bu kadar sade ve gizli kalmış. Lüks otellerin olmayışı ilk dikkatimizi çeken nokta oldu. Nüfusu zaten az ve hayat çok yavaş sanki…

    Kotor’a gelirken, Karadağ

    Kotor şehri yaz aylarında limana yanaşan cruise gemileri sebebiyle çok kalabalık oluyormuş. O yüzden bizim gittiğimiz zaman şehir hem güneşli hem de çok sakindi.

    Otogardan yürüyerek ulaşılabilecek tarihi şehir meydanına gitmeden önce biz taksi ile otelimize gittik ve sonra yürüyerek şehrin merkezine gelerek şehri keşfetmeye koyulduk.

    Bu arada Karadağ’da taksi çok ucuz. Genelde nereye giderseniz gidin taksimetre 2 ya da 3 euro yazıyor. Hatta taksi uygun olduğu için yakın şehirlere taksi ile gitmek de bir alternatif. Biz ulaşım konusunda hiç sıkıntı çekmedik. Sadece sezon dışı olduğu için seferler biraz seyrekti, o kadar.

    Şehri keşfetmeye eski şehre giriş yaptığımız Deniz Kapısı‘ndan başladık. Kapının hemen yanında bir turizm ofisi var. Şehir haritası ile yine her yeri köşe bucak keşfettik.

    Deniz Kapısı, Kotor, Karadağ

    Deniz Kapısı üzerinde Mareşal Tito’nun “Tude Nećemo Svoje Ne Damo” lafı yazılı. “Bizim olmayanı istemeyiz, bizim olanı da başkasına vermeyiz” anlamına gelen bir cümleymiş. Yine kapının üzerindeki 21 Kasım 1944 tarihi ise Kotor’un İkinci Dünya Savaşı’nda mihver kuvvetlerinden kurtuluşunu simgeliyormuş.

    Gayet hızlı akan ve Kotor’u güzelleştiren Škurda isimli bir nehir var. Kuzey Kapısı’na girerken bu nehir üzerinde bir de köprü yer alıyor.

    Kotor’u kuşbakışı görmenin en güzel yolu kaleye tırmanmak. Bir tanesi kalenin Deniz Kapısı tarafına bakan surlarında, bir tanesi Güney Kapısı’nın bulunduğu köşede, bir tanesi tam Deniz Kapısı’nın yanında ve diğeri de Perast otobüslerinin kalktığı yerde olmak üzere Dük Sarayı’nı ve kaleyi korumak için yapılmış 3 adet tabya bulunuyor.

    Bunların dışında kentin Kuzey Kapısı’nın her iki yanında da Riva ve Bembo adı verilen tabyalar bulunuyor. Bembo tabyası şu an açık hava tiyatrosu olarak kullanılıyor. Škurda Nehri ile kalenin birleştiği köşede ise Çan Kulesi denen burç var.

    Kale ve surlar, Kotor, Karadağ

    Deniz kapısından içeri girer girmez eski şehri daha sonra gezmek ve güzel Kotor’u kuşbakışı görmek üzere merdivenleri tırmanmaya koyulduk. Oldukça yorucu bir tırmanış aslında ama sonunda karşılaşacağımız manzarayı hayal ederek en yukarı kadar çıktık.

    Kaleye tırmanırken, Kotor, Karadağ

    Biraz daha ilerledikten sonra yolun ortalarında bir yerde karşımıza 1518 yılında yapılmış olan Church of Our Lady of Remedy çıkıyor.

    Kotor, Karadağ

    Kotor, Karadağ

    Kotor, Karadağ

    Kotor Old Town fazla büyükçe bir yer olmamasına rağmen içerisinde bir sürü katedral, kilise ve manastır yapıları yer alıyor. Bunlardan en önemlisi 1166 yılında yapılmış olan St. Tryphon Katedrali.

    St. Tryphon Katedrali, Kotor, Karadağ

    Škurda Nehri kenarında oldukça yeni sayılabilecek 1909 yapımı Sveti Nikola Kilisesi bulunuyor.

    Sveti Nikola Kilisesi, Kotor, Karadağ

    Sveti Nikola Kilisesi’nin bulunduğu meydanda bir başka eski yapı 1195 yılı yapımı St. Luke Kilisesi yer alıyor. Yine eskinin estetiği burada da kendini gösteriyor.

    St.Luke Kilisesi, Kotor, Karadağ

    Kotor, Karadağ

    Kotor, Karadağ

    Saat Kulesi, Kotor, Karadağ

    Daha önce de söylediğim gibi Kotor eski şehri küçük ama içinde çok fazla tarihi eser barındırıyor. Eski Şehrin tarihi M.Ö.5. yüzyıla dayanıyor. Kotor eski bir Akdeniz Limanı olup, Surlar Venedikliler dönemine kadar uzanıyor. Kotor şehri Unesco Dünya Mirasları listesinde ve bunu oldukça hak ediyor. Adriyatik denizinin en girintili çıkıntılı yerinde yer alıyor. Öyle ki dediğim gibi Kotor’a ulaşmak için neredeyse bir daire çizdik. Girinti çıkıntılar sebebiyle ve coğrafi özellikleri bakımından fiyortlara benziyor.

    Kotor’a gelirken yol üzerinde bulunan Perast kasabası da gezilesi yerlerden. Burada biri doğal diğeri yapay 2 ada var. Denizin ortasındaki karşılıklı bu 2 küçük adadan St George adasının üzerinde Benedictine Manastırı bulunuyor. Diğeri  yapay olan ada ve üzerindeki kilisenin adı Gospa Od Skrpjela (Şifa veren Meryem Ana Kilisesi), bir diğer adıyla Our Lady of The Rock Kilisesi.

    Benedictine Manastırı ve Gospa Od Skrpjela (Şifa veren Meryem Ana Kilisesi) bir diğer adıyla Our Lady of The Rock Kilisesi, Kotor, Karadağ

    Kotor’da bir gece konakladık. Şehri keşfetmeyi bitirdikten sonra biraz da yeni şehir kısmında gezelim dedik. Kameliye adlı bir AVM var. Avm ‘den çıkınca ise hemen deniz kenarında yemyeşil bir park! Şehirler küçük olunca, sabah erkenden kalkıp heyecanla şehri karış karış gezip, sonrasında eşimle birlikte bol bol huzur saati ayırıyoruz kendimize.

    Kotor’da da Deniz Kapısı’nın yanındaki kafede denize karşı yemeğimizi yiyip, kahvemizi içip üstüne bir de Balkanlar’ın lezzetli tatlarından trileçelerimizi yedikten sonra ver elini sahil! Balıkçıllar, karabataklar, yeşil başlı ördekler, martılar, balıkçı tekneleri, çakıl taşları, durgun bir göle dönüşmüş koy, güneş kışın ortasında içimizi ısıttı! Ülkemizde de bolca bulunan yeşil, mavi ve tarihin buluştuğu şehirlere bayılıyorum!!

    Kotor, Karadağ

    Kotor, Karadağ

    Kotor, Karadağ

    KARADAĞ – Budva

    Kotor ile Budva arası yaklaşık 40 dk. Budva Kotor’a göre daha büyük bir şehir. Hatta Kotor’da konuştuğumuz birkaç kişi Kotor’un Budva’ya göre daha sakin olduğunu Budva’da daha çok yapılacak şey olduğunu söyledi. Kısmen daha hareketli olan Budva’yı da çok sevdik.

    Budva, 20 bin nüfuslu küçük bir şehir. Ne çok büyük ne de sıkılmaya vakit bulacak kadar küçük. Bu nedenle büyük şehirlerin gürültülü ve insanı yoran havasından uzak, sakin ve dingin bir atmosfere sahip.

    Budva’nın da çok uzun bir sahil şeridi var. Slovenski Sahili. Biz sahile yakın bir apartmanda kaldık.  Slovenski sahilini takip edince eski şehir merkezine ulaşılıyor. Sahil boyunca kafeler, parklar, restoranlar ve marina var.

    Budva’nın eski şehri çok şirin. Kotor’a benziyor.

    Slovenski Sahili Budva, Karadağ

    Şehrin tarihi bölgesi Stari Grad, 1979 yılında yaşanılan depremden çok etkilenmiş ve 8 yıl süren çalışmalar ile baştan sona restore edilerek 1987 yılında yeniden ziyarete açılmış.

    Budva, Karadağ

    Budva, Karadağ

    Dans eden kız heykeli ve arkada Budva eski şehir, Karadağ

    Budva’nın eski şehrinde görülecek tarihi eserlerden en önemlileri Arkeoloji Müzesi, St John the Baptist Kilisesi, şehir surları ve kale, St Mary of Punta Kilisesi,  St Sabas the Sanctified Kilisesi, Holy Trinity Kilisesi, Christian Basilikası ve Roman Necropolis.

    Budva sahilinde hepsi de mavi bayraklı olan bir sürü plaj var. Slovenski Plajından başka bir de Mogren Plajına gittik. Mogren Plajı iki parçadan oluşuyor ve toplamda 350 metre uzunluğunda. Şehir merkezinde olduğu için Old Town’dan hemen sonra patikalardan geçilerek ulaşılıyor. Dans eden kız heykelini geçerek ulaştığımız plaja giden patika yol, dağ ve denizin kesiştiği bir noktadan geçtiği için çok keyifli.

    Budva’nın plajları, Karadağ

    Budva,Karadağ

    Adriyatik Denizi, Budva, Karadağ

    Budva, Karadağ

    Mogren Plajı, Budva, Karadağ

    KARADAĞ – Podgorica  

    Karadağ’ın başkenti Podgorica, Balkan seyahatimizin son durağıydı. Podgorica’dan dönüşümüzü otobüsle yapmayı planlamıştık öyle de oldu. Karadağ’ın özellikle sahil şeridinin popüler olması sebebiyle Podgorica’dan beklentimiz daha azdı. Ancak biz Podgorica’yı da çok beğendik. Gerek büyük bulvarları, gerek büyük katedralleri, gerekse büyük parkları ve temizliği ile Bulgaristan’ın başkenti Sofya’yı hatırlattı bize.

    Şehirde çok fazla görülmeye değer tarihi eser yok, çünkü II.Dünya Savaşı’nda çok bombalanmış  ve her şey yıkılmış. Bu yüzden şehir oldukça yeni. Şehrin eski bölgesi Stare Varos, Osmanlı döneminden kalma cumbalı evleri, saat kulesi ve camii ile ünlü ancak gezip gördüğümüz diğer şehirler ile kıyasladığımızda çok etkileyici değil. Açıkçası Podgorica’da hızlı bir şehir turu yapıp görülmesi gereken her yeri 3-4 saatte gezdik. Zaten otobüsümüz sabah erken saat 05:00’da olduğu için erken yatıp dinlenmeye karar verdik.

    Osman Ağa Camii, Podgorica, Karadağ

    Saat Kulesi, Podgorica, Karadağ

    Moroca Nehri üzerinde bulunan Millenium Köprüsü, Hram Hristavog Katedrali, Petrovica Parkı ve birçok alışveriş merkezi gezdiğimiz yerler arasında.

    Millenium Köprüsü, Podgorice, Karadağ

    Hram Hristovog Katedrali, Podgorica, Karadağ

    Böylece Balkan seyahatimizin ilk bölümünü gerçekleştirmiş olduk. En kısa zamanda ikinci turu da yapmayı istiyoruz çünkü daha görmemiz gereken çok yer var! Tadı damağımızda kaldı resmen.

    Dönüş yolumuz tam 24 saat sürdü, Sırbistan ve Bulgaristan’ı baştan başa geçtik. Karlı dağ manzaraları yol boyunca bize eşlik etti. Nasıl geçecek 24 saat derken otobüs yolculuğu çok eğlenceli oldu!

    Yine yollara düşmek dileği ile … 

    Süha Zuhal Kılıç

    BALKANLARDA KONAKLAMA

    BALKANLARDA KONAKLAMA

    BALKANLARDA KONAKLAMA  seçenekleri için Booking.com‘u inceleyebilirsiniz…

    Bosna-Hersek, Saraybosna Otelleri

    Bosna-Hersek, Mostar Otelleri

    Hırvatistan, Dubrovnik Otelleri

    Karadağ, Kotor Otelleri

     

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

Pages: 1 2 3

Sosyal Medya

Site Arşivi

Tüm yazılarımızın arşivine buradan ulaşabilirsiniz.

Yazı Arşivi

Yayın Hakları

Bu sitenin içeriği ve fotoğrafları bencetatil.com'a aittir. İzinsiz kopyalamamanızı rica ederiz. Emeğe saygınız için şimdiden teşekkürler.

İletişim

bencetatil.com'a mail yoluyla da yorum veya sorularınızı iletebilirsiniz.

admin@bencetatil.com

Birincilik odulu