"Şimdi değilse, ne zaman?"

Midilli Adası Gezisi…

    Barbaros’un yurdu, Yunanistan’ın üçüncü büyük adası Midilli’yi geziyoruz. Orijinal adıyla Lesvos Adası’nı yani. Bu yazı ile sadece Midilli Adası’nın nerelerini gezmeli-görmeli onları öğrenmekle kalmayacağız, “Lezbiyen” kelimesinin nereden geldiğinden tutun da, Yunan rakısının adı nasıl Uzo olmuş’a kadar bir çok ilginç bilgi öğreneceğiz. Haydi gelin şöyle bir uzanalım komşuya…

    Baştan Sona Midilli Adası… Neşe Gülnar Erkman yazdı…

    BÖLÜM 1.

    “Orea Mitilini”… Güzel Midilli…

    Bazıları diyor ki, “Ne var o adada hiç gitmeyin, değmez…” Bazıları diyor ki, “Geçen yıl gittim, bu yıl da gideceğim…” Karar verdik, gideceğiz, hem de yine kırk yıllık dostlarımız olan iki aileyle birlikte, toplam yedi kişiyiz. Bakalım bu kez kaptan (ben), gemiyi karaya oturtmadan başarı ile grubu limana geri getirebilecek mi? Kendi kararımızı kendimiz verelim, değer mi, değmez mi görelim…

    Önceden dersimi her zaman çalışırım, bana güven veriyor önceden plan yapmak. Bu kez de öyle oldu, planımıza göre 6 gece kalacağız. Böyle bir ada için çok görünebilir ama Ayvalık limanından feribotun kalkışı akşam saat 18:00 olunca, adaya varış 19:30 olacak ve bir gece boşuna geçecek…

    Ayvalık yeni limanın tam karşısındaki “Jale Feribot”tan daha önceden ayırttığımız biletlerle (gidiş-geliş 30€)  feribotta yerimizi alıyoruz.

    Feribotumuz...

    Feribotumuz…

    Birkaç Türk, birkaç Yunanlı aile dışında bir Avustralyalı çift ve Fransız erkekler grubu var teknede… Yunanlı bir adamcağız bahçesine demir bir kapı yaptırmış Ayvalık’da, yüklemiş götürüyor. Yanımdaki esmer ama saçları sarı boyalı hanım da evine sehpa takımı almış, aşağıda, girişe özenle yerleştiriyor… Demir aldık, tekne hareket etti. Cunda önlerinde her iki kıyıdaki sığlıkları işaret eden kırmızı–yeşil (iskele-sancak) şamandıraların arasından dikkatle açılıyor feribotumuz…

    Ayvalık'dan Ayrılış

    Ayvalık’dan Ayrılış

    Kanal Şamandıraları

    Kanal Şamandıraları

    Gökyüzü kararıyor biz açık denize doğru yöneldikçe ve Haziran ortasında kuvvetli bir sağanak bastırıyor. Nereden çıktı bu hava şimdi, şu anda bir sorun yok ama sahile varınca otelimize yürüyerek gideceğiz, sırılsıklam olmak istemiyoruz tabii. Birbuçuk saat sonra ünlü Midilli Kalesi’nin eteklerini tarayarak limana giriyor ve kuvvetli  poyrazda bir-iki manevradan sonra ancak yanaşabiliyoruz.

    Mitilini Kalesi

    Mitilini Kalesi

    Mitilini Limanı Girişi

    Mitilini Limanı Girişi

    Gümrük Binası eski ve kasvetli bir yapı. İçine labirent gibi bir koridor yapmışlar, herkes sırada. Herkes derken biz Türkler ve diğer AB üyesi olmayanlar tabii. Camekanın arkasında iki erkek gümrük memuru işe yeni başlayan kadın memura işin inceliklerini uygulamalı anlatıyorlar. Bizim yeşil pasaportun artık Yunan vizesi istemediğini de öğretiyorlardır umarım!

    Çıkış kapısında bir kadın yolumuzu kesiyor ve kiralık araba teklif ediyor. Adı sanı belli olmayan bir şirket… Ben ve eşim biraz ucuz olsa bile böyle tekliflere açık değiliz, iyi bir şirketin sigorta güvencesi de iyi olur fikrindeyiz.

    İki gün boyunca Mitilini şehrini gezeceğiz, geri kalan üç günde de araba kiralayarak tüm adayı dolaşmayı ve akşamları Mitilini’deki otelimize dönmeyi planladık. İnternette çok sıkı bir araştırmayla buldum otelimizi. Hem merkezde olacak, hem ucuz olacak, hem temiz ve güzel olacak. Ohhh nerede bu bolluk?

    Arayan bulur :) Alkaios Rooms, şehrin merkezinde, Alkaiou sokakta iki binası olan bir otel-pansiyon. Eski evler restore edilmiş, güzel pansiyonlar olmuş. Ana bina bahçeli, kahvaltımızı yarın sabah orada yapacağız. Bizim bina 3-4 bina ilerde. İki kişilik odaya 45 € ödeyeceğiz

    Alkaios Rooms

    Alkaios Rooms

    Alkaios Pansiyon - Ana Bina

    Alkaios Pansiyon – Ana Bina

    Alkaios Rooms'un Portakal Bahçesi

    Alkaios Rooms’un Portakal Bahçesi

    Mahallemizin Balıkçısı

    Mahallemizin Balıkçısı

    Yorulan, ihtiyaç molası veren odaya gidebilir, o derece merkezdeyiz. Otele yaklaşırken arkadan bir adam koşarak yanıma geliyor, arkadan arkadaşlar, “Kaptan öndeki hanım, ne diyeceksen ona söyle” demişler… Adı Mustafa, burada bir restoranda çalışıyor, elimize bir broşür tutuşturdu aniden. Aldık, kabul ettik. Yerimize yerleştik, üste başa çeki düzen verdik. Arkadaşlar yüzüme bakıyor, “Eeee nerede yiyeceğiz bu gece?” Mustafa’nın broşürüne bir göz atıyorum, limana girişte sol mendirek üzerinde Fanari=Fener Restaurant… Zaten önceden de buradaki bir sıra lokantada yemeği kafaya koymuştum, istikamet Fanari…

    Rıhtım üzerinde 3-4 lokanta ve kafe var. Mustafa uzaktan bizi görüyor, hemen masa düzenlemesi yapılıyor ve mekanın sahibi Dimitri ve annesi bizi mezeleri seçmeye içeri alıyorlar. Aman Allah, mutfakta yemediğimiz kalmadı. Her mezeden ikişer ikişer geliyor. Barbayanni marka uzo havalarda uçuyor, kıtlıktan çıktık galiba? Biraz sonra Dimitri’nin annesi izin istiyor, en sevdiği dizi başlıyormuş, televizyonun ekranına yapışıyor. Koca ekranda Yunanca alt yazılı Ezel dizisi başladı ve Maria için gecenin en önemli saatleri :)

    Güzel bir gecenin sonunda hesap da güzel geliyor, adam başı 17.50 € ödüyoruz, meyvalar da şirketten… Patlayıncaya kadar ye–iç, ödediğimiz hesaba dikkat!

    Dönüş yolumuz üzerinde rıhtımın en şık ve eski kahvesi Panellinion’da kahveleri içerek yemeğin cilasını tamamlıyoruz. Artık bilmem, Türk müdür, yoksa Yunan kahvesi midir, her ne ise güzel bir lezzet bu kahve!

    Yeni gün güzel bir hava ile başladı, ne çok sıcak, ne de soğuk, tam gezme havası. Sabah kahvaltısı portakal ağaçları altında Alkaios’un bahçesinde ve umduğumuzdan çok iyi çünkü yazışmalarda bize bildirilen “hafif bir snack” idi, halbuki peynir hariç güzel sayılabilecek bir kahvaltı ile karşılaştık… Sabah keyif kahvemizi yine Panellinion’da içerek hemen arka sokağımızdaki şehrin en büyük kilisesi Hagia Therapon’a yollandık.

    Hagia Therapon Kilisesi

    Hagia Therapon Kilisesi

    Hagia Therapon Kilisesi

    Hagia Therapon Kilisesi

    Hagia Therapon Kilisesi İçi

    Hagia Therapon Kilisesi İçi

    Hagia Therapon Çatı Detayı

    Hagia Therapon Çatı Detayı

    Therapon = iyileştiren demek, bizim Tarabya’nın adı da bu kelimeden geliyor. Bu arada şehirde bir tane bile Döviz Bürosu olmadığını, döviz bozdurmak isteyeceklerin bankada saatlarca sıra bekleyip bir sürü belge doldurup zaman kaybedeceklerini belirtmem gerekir. Kredi kartı da pek çok yerde geçmiyor. Bu durumda nakit olarak Euro taşımak en doğrusu.

    Hagia Therapon ve tam karşısındaki Bizans Müzesi gezildikten sonra önde biz hanımlar, arkada beyler bir rıhtım turuna çıkıyoruz.

    Rıhtımdan Görünüş

    Rıhtımdan Görünüş

    Tam köşede  kuzey Avrupa çizgileri ile eski Büyük Britanya Oteli…

    Eski Büyük Britanya Oteli

    Eski Büyük Britanya Oteli

    Neoklasik Valilik Binası, eski Belediye Sarayı ve 70’lerin çizgilerini taşıyan Konser Binası. Hemen yanında Belediye Bahçesi yer alıyor.

    Belediye

    Belediye

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

    Arka caddeye atlayarak şehrin ana alış-veriş caddesi Ermou’ya geçiyoruz. Bütün caddeleri esir alan motosiklet-mobilet ordusundan burada kurtuluyoruz. Neyse, Ermou günün belli saatlerinde trafiğe kapalı. Çok canlı bir bölgedeyiz. Lüks gözlükcünün köşesine yerleşen adam bağırarak taze kabak çiçeği ve salatalık satıyor, “Organikos bunlar, organikos!” diye bağırıyor…

    Şehrin ana damarı olan Ermou, kuzeye Epano Skala=Yukarı İskele’ye kadar uzanıyor. Antik çağda bu cadde bir kanalmış ve kale bölgesi de böylece bir ada şeklindeymiş. Sonraki yüzyıllar boyunca, bu kanal molozla doluyor ve Ermou Caddesi oluşuyor. Şehrin iki limanı var ve biz şimdi yeni liman bölgesinden antik eski limana ve Osmanlı’nın yerleşim bölgelerine doğru yürüyoruz.

    Ermou Caddesi

    Ermou Caddesi

    Ermou Caddesi

    Ermou Caddesi

    Ermou Caddesi

    Ermou Caddesi

    Midilli, tüm dünyanın dilinde Lesvos. 1462’de Fatih tarafından fethediliyor, 1912 Balkan savaşında elimizden çıkana kadar 450 yıl Osmanlı’nın egemenliğinde kalıyor. Ada o kadar yeşil, sulak ve verimli ki sarayın en güzel meyva ve sebzeleri buradan gidiyor. “İmparatorluğun meyva bahçesi” diyorlar buraya. Fatih, adayı Bizans’dan değil, Cenovalı Gattelusi ailesinden alıyor, çünkü Bizans İmparatoru Michael Paleologos Lesvos’u 1354’de bu aileye hediye eder. Bu cömert hediyenin sebebi de, 1261’de İstanbul’un IV.Haçlı seferinde Latinlerden geri alınması sırasında Cenovalıların Bizans’a yaptıkları yardımlardır.

    Ermou Caddesi’nden kuzeye doğru yürüdükçe, mimari stil değişiyor, dükkanlar ve evler tipik Türk karakterleri göstermeye başlıyor. Etraftaki birkaç çeşmede Türk izleri görüyoruz. Bu arada Metropolitlik kilisesi Hagios Athanasios’u gezerken bir başka dinin kutsal yapısı Yeni Camii çıkıyor karşımıza. 1825’de Kolağası Nazır Mustafa Ağa yaptırmış, restore ediliyor sanki ama bence  yapılacak çok iş var daha. Tam karşı sokakta Çarşı Hamamı var, günümüzde sergi binası olarak kullanılıyor.

    Metropolitlik Kilisesi Hagios Athanasios

    Metropolitlik Kilisesi Hagios Athanasios

    Kilisenin İçinden Bir Görüntü

    Kilisenin İçinden Bir Görüntü

    Yeni Camii

    Yeni Camii

    Yeni Camii Avlusu

    Yeni Camii Avlusu

    Bir Başka Kiliseden - Agios Georgios Ejderhayı Öldürüyor...

    Bir Başka Kiliseden – Agios Georgios Ejderhayı Öldürüyor…

    Ermou'da Bir Dükkan

    Ermou’da Bir Dükkan

    Ermou Caddesi'nde Osmanlı İzleri

    Ermou Caddesi’nde Osmanlı İzleri

    Epano Skala’ya geldik. Mitilini’nin ilk limanındayız. Burası kuzeye bakıyor, denizin içinde antik mendireğin izleri hala belli. Hava ısındı, birer soğuk bira pek güzel gidiyor bu antik limanda (yarım litre Mythos-2.50 €).

    Tam karşımızda üç yavrusunu kucaklamış bir anne heykeli var, acı bir geçmişi hatırlatıyor. 1922’de mübadele denilen cehennemden sağ salim kurtulup, kendini bu adaya atan “Küçük Asyalı Anne”yi sembolize ediyor. Yerlerinden yurtlarından koparılıp kağıt üzerindeki hesaplarla buraya gelmeleri uygun görülen binlerce kişi bu noktada karaya çıkıyorlar ve bu bölgeye yerleştiriliyorlar. Yıllar süren mücadeleler sonucu başlarını sokacak bir kulübeye sahip oluyorlar.

    Bugün bu insanların torunları bizleri yaşlı gözlerle karşıladılar. Hatırlayabildikleri birkaç Türkçe kelimeyi bizlere söyleyebilmek için birbirleri ile yarıştılar. Dedelerinin, nenelerinin yurtlarını, İzmir’i, Bursa’yı, Çanakkale’yi, Balıkesir’i sordular. Hiçbir şey diyemedik, önümüze baktık sadece… Kucaklaştık onlarla…

    Epano Skala = Yukarı İskele’den, yokuşa doğru, kalenin eteklerinden Micra Asia = Küçük Asya Caddesi’ne tırmanıyoruz. Yarın yine buraya geleceğiz, kaleyi gezeceğiz. Burası Kioski=Köşkler Semti…

    Restore Edilmiş Bir Köşk

    Restore Edilmiş Bir Köşk

    Restore Edilmiş Bir Köşk

    Restore Edilmiş Bir Köşk

    Osmanlı’nın ve şimdinin aristokrat semti, 1893’de Osmanlı idare merkezi olarak yapılan bina bugün Deniz Ticaret Genel Sekreterliği. Biraz ilerde Osmanlı İdadisi olarak yapılan bina ise (1896) Midilli Mahkemesi. Yine bu bölgedeki 19. Yüzyıl binası Halim Bey Köşkü ise sanat galerisi olarak kullanılıyor.

    Eski Osmanlı İdadisi

    Eski Osmanlı İdadisi

    Eski Osmanlı İdare Merkezi

    Eski Osmanlı İdare Merkezi

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

Pages: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10

Sosyal Medya

Site Arşivi

Tüm yazılarımızın arşivine buradan ulaşabilirsiniz.

Yazı Arşivi

Yayın Hakları

Bu sitenin içeriği ve fotoğrafları bencetatil.com'a aittir. İzinsiz kopyalamamanızı rica ederiz. Emeğe saygınız için şimdiden teşekkürler.

İletişim

bencetatil.com'a mail yoluyla da yorum veya sorularınızı iletebilirsiniz.

admin@bencetatil.com

Birincilik odulu