"Şimdi değilse, ne zaman?"

Midilli Adası Gezisi…

    Barbaros’un yurdu, Yunanistan’ın üçüncü büyük adası Midilli’yi geziyoruz. Orijinal adıyla Lesvos Adası’nı yani. Bu yazı ile sadece Midilli Adası’nın nerelerini gezmeli-görmeli onları öğrenmekle kalmayacağız, “Lezbiyen” kelimesinin nereden geldiğinden tutun da, Yunan rakısının adı nasıl Uzo olmuş’a kadar bir çok ilginç bilgi öğreneceğiz. Haydi gelin şöyle bir uzanalım komşuya…

    Baştan Sona Midilli Adası… Neşe Gülnar Erkman yazdı…

    BÖLÜM 1.

    “Orea Mitilini”… Güzel Midilli…

    Bazıları diyor ki, “Ne var o adada hiç gitmeyin, değmez…” Bazıları diyor ki, “Geçen yıl gittim, bu yıl da gideceğim…” Karar verdik, gideceğiz, hem de yine kırk yıllık dostlarımız olan iki aileyle birlikte, toplam yedi kişiyiz. Bakalım bu kez kaptan (ben), gemiyi karaya oturtmadan başarı ile grubu limana geri getirebilecek mi? Kendi kararımızı kendimiz verelim, değer mi, değmez mi görelim…

    Önceden dersimi her zaman çalışırım, bana güven veriyor önceden plan yapmak. Bu kez de öyle oldu, planımıza göre 6 gece kalacağız. Böyle bir ada için çok görünebilir ama Ayvalık limanından feribotun kalkışı akşam saat 18:00 olunca, adaya varış 19:30 olacak ve bir gece boşuna geçecek…

    Ayvalık yeni limanın tam karşısındaki “Jale Feribot”tan daha önceden ayırttığımız biletlerle (gidiş-geliş 30€)  feribotta yerimizi alıyoruz.

    Feribotumuz...

    Feribotumuz…

    Birkaç Türk, birkaç Yunanlı aile dışında bir Avustralyalı çift ve Fransız erkekler grubu var teknede… Yunanlı bir adamcağız bahçesine demir bir kapı yaptırmış Ayvalık’da, yüklemiş götürüyor. Yanımdaki esmer ama saçları sarı boyalı hanım da evine sehpa takımı almış, aşağıda, girişe özenle yerleştiriyor… Demir aldık, tekne hareket etti. Cunda önlerinde her iki kıyıdaki sığlıkları işaret eden kırmızı–yeşil (iskele-sancak) şamandıraların arasından dikkatle açılıyor feribotumuz…

    Ayvalık'dan Ayrılış

    Ayvalık’dan Ayrılış

    Kanal Şamandıraları

    Kanal Şamandıraları

    Gökyüzü kararıyor biz açık denize doğru yöneldikçe ve Haziran ortasında kuvvetli bir sağanak bastırıyor. Nereden çıktı bu hava şimdi, şu anda bir sorun yok ama sahile varınca otelimize yürüyerek gideceğiz, sırılsıklam olmak istemiyoruz tabii. Birbuçuk saat sonra ünlü Midilli Kalesi’nin eteklerini tarayarak limana giriyor ve kuvvetli  poyrazda bir-iki manevradan sonra ancak yanaşabiliyoruz.

    Mitilini Kalesi

    Mitilini Kalesi

    Mitilini Limanı Girişi

    Mitilini Limanı Girişi

    Gümrük Binası eski ve kasvetli bir yapı. İçine labirent gibi bir koridor yapmışlar, herkes sırada. Herkes derken biz Türkler ve diğer AB üyesi olmayanlar tabii. Camekanın arkasında iki erkek gümrük memuru işe yeni başlayan kadın memura işin inceliklerini uygulamalı anlatıyorlar. Bizim yeşil pasaportun artık Yunan vizesi istemediğini de öğretiyorlardır umarım!

    Çıkış kapısında bir kadın yolumuzu kesiyor ve kiralık araba teklif ediyor. Adı sanı belli olmayan bir şirket… Ben ve eşim biraz ucuz olsa bile böyle tekliflere açık değiliz, iyi bir şirketin sigorta güvencesi de iyi olur fikrindeyiz.

    İki gün boyunca Mitilini şehrini gezeceğiz, geri kalan üç günde de araba kiralayarak tüm adayı dolaşmayı ve akşamları Mitilini’deki otelimize dönmeyi planladık. İnternette çok sıkı bir araştırmayla buldum otelimizi. Hem merkezde olacak, hem ucuz olacak, hem temiz ve güzel olacak. Ohhh nerede bu bolluk?

    Arayan bulur :) Alkaios Rooms, şehrin merkezinde, Alkaiou sokakta iki binası olan bir otel-pansiyon. Eski evler restore edilmiş, güzel pansiyonlar olmuş. Ana bina bahçeli, kahvaltımızı yarın sabah orada yapacağız. Bizim bina 3-4 bina ilerde. İki kişilik odaya 45 € ödeyeceğiz

    Alkaios Rooms

    Alkaios Rooms

    Alkaios Pansiyon - Ana Bina

    Alkaios Pansiyon – Ana Bina

    Alkaios Rooms'un Portakal Bahçesi

    Alkaios Rooms’un Portakal Bahçesi

    Mahallemizin Balıkçısı

    Mahallemizin Balıkçısı

    Yorulan, ihtiyaç molası veren odaya gidebilir, o derece merkezdeyiz. Otele yaklaşırken arkadan bir adam koşarak yanıma geliyor, arkadan arkadaşlar, “Kaptan öndeki hanım, ne diyeceksen ona söyle” demişler… Adı Mustafa, burada bir restoranda çalışıyor, elimize bir broşür tutuşturdu aniden. Aldık, kabul ettik. Yerimize yerleştik, üste başa çeki düzen verdik. Arkadaşlar yüzüme bakıyor, “Eeee nerede yiyeceğiz bu gece?” Mustafa’nın broşürüne bir göz atıyorum, limana girişte sol mendirek üzerinde Fanari=Fener Restaurant… Zaten önceden de buradaki bir sıra lokantada yemeği kafaya koymuştum, istikamet Fanari…

    Rıhtım üzerinde 3-4 lokanta ve kafe var. Mustafa uzaktan bizi görüyor, hemen masa düzenlemesi yapılıyor ve mekanın sahibi Dimitri ve annesi bizi mezeleri seçmeye içeri alıyorlar. Aman Allah, mutfakta yemediğimiz kalmadı. Her mezeden ikişer ikişer geliyor. Barbayanni marka uzo havalarda uçuyor, kıtlıktan çıktık galiba? Biraz sonra Dimitri’nin annesi izin istiyor, en sevdiği dizi başlıyormuş, televizyonun ekranına yapışıyor. Koca ekranda Yunanca alt yazılı Ezel dizisi başladı ve Maria için gecenin en önemli saatleri :)

    Güzel bir gecenin sonunda hesap da güzel geliyor, adam başı 17.50 € ödüyoruz, meyvalar da şirketten… Patlayıncaya kadar ye–iç, ödediğimiz hesaba dikkat!

    Dönüş yolumuz üzerinde rıhtımın en şık ve eski kahvesi Panellinion’da kahveleri içerek yemeğin cilasını tamamlıyoruz. Artık bilmem, Türk müdür, yoksa Yunan kahvesi midir, her ne ise güzel bir lezzet bu kahve!

    Yeni gün güzel bir hava ile başladı, ne çok sıcak, ne de soğuk, tam gezme havası. Sabah kahvaltısı portakal ağaçları altında Alkaios’un bahçesinde ve umduğumuzdan çok iyi çünkü yazışmalarda bize bildirilen “hafif bir snack” idi, halbuki peynir hariç güzel sayılabilecek bir kahvaltı ile karşılaştık… Sabah keyif kahvemizi yine Panellinion’da içerek hemen arka sokağımızdaki şehrin en büyük kilisesi Hagia Therapon’a yollandık.

    Hagia Therapon Kilisesi

    Hagia Therapon Kilisesi

    Hagia Therapon Kilisesi

    Hagia Therapon Kilisesi

    Hagia Therapon Kilisesi İçi

    Hagia Therapon Kilisesi İçi

    Hagia Therapon Çatı Detayı

    Hagia Therapon Çatı Detayı

    Therapon = iyileştiren demek, bizim Tarabya’nın adı da bu kelimeden geliyor. Bu arada şehirde bir tane bile Döviz Bürosu olmadığını, döviz bozdurmak isteyeceklerin bankada saatlarca sıra bekleyip bir sürü belge doldurup zaman kaybedeceklerini belirtmem gerekir. Kredi kartı da pek çok yerde geçmiyor. Bu durumda nakit olarak Euro taşımak en doğrusu.

    Hagia Therapon ve tam karşısındaki Bizans Müzesi gezildikten sonra önde biz hanımlar, arkada beyler bir rıhtım turuna çıkıyoruz.

    Rıhtımdan Görünüş

    Rıhtımdan Görünüş

    Tam köşede  kuzey Avrupa çizgileri ile eski Büyük Britanya Oteli…

    Eski Büyük Britanya Oteli

    Eski Büyük Britanya Oteli

    Neoklasik Valilik Binası, eski Belediye Sarayı ve 70’lerin çizgilerini taşıyan Konser Binası. Hemen yanında Belediye Bahçesi yer alıyor.

    Belediye

    Belediye

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

    Arka caddeye atlayarak şehrin ana alış-veriş caddesi Ermou’ya geçiyoruz. Bütün caddeleri esir alan motosiklet-mobilet ordusundan burada kurtuluyoruz. Neyse, Ermou günün belli saatlerinde trafiğe kapalı. Çok canlı bir bölgedeyiz. Lüks gözlükcünün köşesine yerleşen adam bağırarak taze kabak çiçeği ve salatalık satıyor, “Organikos bunlar, organikos!” diye bağırıyor…

    Şehrin ana damarı olan Ermou, kuzeye Epano Skala=Yukarı İskele’ye kadar uzanıyor. Antik çağda bu cadde bir kanalmış ve kale bölgesi de böylece bir ada şeklindeymiş. Sonraki yüzyıllar boyunca, bu kanal molozla doluyor ve Ermou Caddesi oluşuyor. Şehrin iki limanı var ve biz şimdi yeni liman bölgesinden antik eski limana ve Osmanlı’nın yerleşim bölgelerine doğru yürüyoruz.

    Ermou Caddesi

    Ermou Caddesi

    Ermou Caddesi

    Ermou Caddesi

    Ermou Caddesi

    Ermou Caddesi

    Midilli, tüm dünyanın dilinde Lesvos. 1462’de Fatih tarafından fethediliyor, 1912 Balkan savaşında elimizden çıkana kadar 450 yıl Osmanlı’nın egemenliğinde kalıyor. Ada o kadar yeşil, sulak ve verimli ki sarayın en güzel meyva ve sebzeleri buradan gidiyor. “İmparatorluğun meyva bahçesi” diyorlar buraya. Fatih, adayı Bizans’dan değil, Cenovalı Gattelusi ailesinden alıyor, çünkü Bizans İmparatoru Michael Paleologos Lesvos’u 1354’de bu aileye hediye eder. Bu cömert hediyenin sebebi de, 1261’de İstanbul’un IV.Haçlı seferinde Latinlerden geri alınması sırasında Cenovalıların Bizans’a yaptıkları yardımlardır.

    Ermou Caddesi’nden kuzeye doğru yürüdükçe, mimari stil değişiyor, dükkanlar ve evler tipik Türk karakterleri göstermeye başlıyor. Etraftaki birkaç çeşmede Türk izleri görüyoruz. Bu arada Metropolitlik kilisesi Hagios Athanasios’u gezerken bir başka dinin kutsal yapısı Yeni Camii çıkıyor karşımıza. 1825’de Kolağası Nazır Mustafa Ağa yaptırmış, restore ediliyor sanki ama bence  yapılacak çok iş var daha. Tam karşı sokakta Çarşı Hamamı var, günümüzde sergi binası olarak kullanılıyor.

    Metropolitlik Kilisesi Hagios Athanasios

    Metropolitlik Kilisesi Hagios Athanasios

    Kilisenin İçinden Bir Görüntü

    Kilisenin İçinden Bir Görüntü

    Yeni Camii

    Yeni Camii

    Yeni Camii Avlusu

    Yeni Camii Avlusu

    Bir Başka Kiliseden - Agios Georgios Ejderhayı Öldürüyor...

    Bir Başka Kiliseden – Agios Georgios Ejderhayı Öldürüyor…

    Ermou'da Bir Dükkan

    Ermou’da Bir Dükkan

    Ermou Caddesi'nde Osmanlı İzleri

    Ermou Caddesi’nde Osmanlı İzleri

    Epano Skala’ya geldik. Mitilini’nin ilk limanındayız. Burası kuzeye bakıyor, denizin içinde antik mendireğin izleri hala belli. Hava ısındı, birer soğuk bira pek güzel gidiyor bu antik limanda (yarım litre Mythos-2.50 €).

    Tam karşımızda üç yavrusunu kucaklamış bir anne heykeli var, acı bir geçmişi hatırlatıyor. 1922’de mübadele denilen cehennemden sağ salim kurtulup, kendini bu adaya atan “Küçük Asyalı Anne”yi sembolize ediyor. Yerlerinden yurtlarından koparılıp kağıt üzerindeki hesaplarla buraya gelmeleri uygun görülen binlerce kişi bu noktada karaya çıkıyorlar ve bu bölgeye yerleştiriliyorlar. Yıllar süren mücadeleler sonucu başlarını sokacak bir kulübeye sahip oluyorlar.

    Bugün bu insanların torunları bizleri yaşlı gözlerle karşıladılar. Hatırlayabildikleri birkaç Türkçe kelimeyi bizlere söyleyebilmek için birbirleri ile yarıştılar. Dedelerinin, nenelerinin yurtlarını, İzmir’i, Bursa’yı, Çanakkale’yi, Balıkesir’i sordular. Hiçbir şey diyemedik, önümüze baktık sadece… Kucaklaştık onlarla…

    Epano Skala = Yukarı İskele’den, yokuşa doğru, kalenin eteklerinden Micra Asia = Küçük Asya Caddesi’ne tırmanıyoruz. Yarın yine buraya geleceğiz, kaleyi gezeceğiz. Burası Kioski=Köşkler Semti…

    Restore Edilmiş Bir Köşk

    Restore Edilmiş Bir Köşk

    Restore Edilmiş Bir Köşk

    Restore Edilmiş Bir Köşk

    Osmanlı’nın ve şimdinin aristokrat semti, 1893’de Osmanlı idare merkezi olarak yapılan bina bugün Deniz Ticaret Genel Sekreterliği. Biraz ilerde Osmanlı İdadisi olarak yapılan bina ise (1896) Midilli Mahkemesi. Yine bu bölgedeki 19. Yüzyıl binası Halim Bey Köşkü ise sanat galerisi olarak kullanılıyor.

    Eski Osmanlı İdadisi

    Eski Osmanlı İdadisi

    Eski Osmanlı İdare Merkezi

    Eski Osmanlı İdare Merkezi

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

    Tepeyi aştık, limana doğru iniyoruz. İstikamet Budget şirketi. Arabamızı ayırtalım da içimiz rahat etsin. Adanın yokuşlu ve virajlı yollarını önceden tahmin ettiğimizden biraz kuvvetli bir arabada karar kılıyoruz. Yedi kişiye 2 adet Hyundai Getz yeterli olacak. 3 günlük 115 €uro’da anlaşıyoruz, bir gün sonra teslim alacağız.

    Arabamız

    Arabamız

    Yorulduk ve acıktık, tüm kitaplarda yer alan Kalderimi=Kaldırım Tavernası’nı şereflendirmenin vaktidir. Öğlen uzosu, kabak çiçeği dolma, fırında peynir ve şaraplı ahtapot adam başı 12 €… Ne yapayım ben bu fiyatları :)

    Kalderimi Restaurant

    Kalderimi Restaurant

    Yemek sonrası ağırlaşan vücudumuz ve göz kapaklarımız bizi pansiyonumuzun portakal bahçesine biraz dinlenmeye götürüyor. Sokaklarda in-cin top oynuyor, bir kedi bile yok. Saat 17.30’da açılacak dükkanlar, pazartesi ve Çarşamba da öğleden sonra hiç açmıyorlar dükkanları, cumartesi de yarım gün. Ehhhh bu kadar tembelliğe bu ekonomik kriz de biraz müstahak gibi.

    Dönüşte limanda sohbet ettiğimiz İzmirli bir iş adamının anlattığına göre, Yunanlı adam diyor ki: “Ben neden çalışayım, annem ve kaynanam her ikisi de 3500 € emekli maaşı alıyorlar, onlarla beraber oturuyoruz ayda 7000 € gelirim var, çalışmama gerek yok”… Ohhhh ne ala hayat !

    Akşam piyasa saatinde ortalık yeniden canlandı, güzel kızlar, şık giyimli delikanlılar köşelerde yerlerini aldı. Üstü açık bir spor arabada pek havalı bir çift geçiyor ve ortalığa “çıstaka çıstaka” ritimleri yüksek sesle yayılıyor.

    Yemek çok geç yeniyor bu ülkede. Çok çalışıp yoruldular ya, eve gidip biraz dinlenecekler ve ancak 21:30’da yemeğe çıkılacak… Öğlen bira içerken Epano Skala’da aklımıza yazdığımız Rembetis’e gidiyoruz. Rembetiko filan çaldığı yok, yerin adı “Rembetikocu”. Koca masanın üzeri tıka basa meze dolu. Izgara sardalya pek nefis… Her şeyden tadıyoruz, içiyoruz gene Barbayanni’yi, adam başı 12.50 €. Bu tatil, Türkiye’de yapacağımız bir tatilden çok daha ucuza mal olacak bize!

    Yeni günümüzde grup ikiye ayrılıyor, müzeciler ve çarşıcılar olarak bölünüyoruz. Ben müze grubundayım ve  önce limanın arkasındaki Hürriyet Heykelini ve Tzamakia Plajını keşfediyoruz

    Tzamakia Plajı

    Tzamakia Plajı

    Hürriyet Heykeli

    Hürriyet Heykeli

    Şehrin içinden denize girmek isteyenler için ideal, yakın ve şirin bir plaj. Daha sonra yokuşu tırmanıyoruz ve Arkeoloji Müzesi’nin yeni binasına giren tek turist olarak ve hele Türk olarak kapıda karşılanıyoruz. Görevli memur, ekonomi nedeni ile söndürdükleri elektrikleri tek tek yakarak bizi gezdiriyor ve bu arada 1922 doğumlu babasının mübadele sırasında gemide doğduğunu söyleyerek bizi duygulandırıyor.

    Sıra tüm haşmeti ile şehri taçlandıran kalede. Giriş “Orta Kapu”dan. 2 € giriş biletimizi alıp, “Allah Allah…” sesleri ile giriyoruz üzeri “Gattelusi ve Bizans” armalı kapıdan.

    Orta Kapu

    Orta Kapu

    Kalede ciddi bir restorasyon çalışması var, işçiler çalışıyor, Osmanlı eserleri başta olmak üzere tüm kale elden geçiyor. İlk yapısını ünlü denizcimiz Barbaros’un yaptırdığı Medrese karşımızda. Barbaros da bu adada Plomari’de doğmuş. Onun yurdunu bir başka gün ziyaret edeceğiz. İlerde, sarnıcı ile bir Osmanlı çeşmesi, hapishane, hamam ve bir tekke görülüyor. Bu yapılar 1677’de ekleniyor ve antik tiyatronun taşları kullanılıyor yapımda çoğunlukla.

    Osmanlı Çeşmesi

    Osmanlı Çeşmesi

    Kale İçinde Medrese

    Kale İçinde Medrese

    Medrese

    Medrese

    Tekke

    Tekke

    Burçlara tırmanıyoruz, aşağıda Epano Skala ve ufukta Anadolu mavilikler içinde çok güzel görünüyor. Ada halkı, 3000 yıldır değişmeyen bir Aeol lehçesi kullanıyor ve antik çağda karşı kıyıda=Aeolia’da da aynı dil kullanılıyordu… Türkler 1912’de adayı terk edince kale kışla olarak kullanılıyor, daha sonra 1922’deki mübadelede adaya karşı kıyıdan gelen halk buradaki çadırlara yerleştiriliyor ve bu bölgede bu insanlar için evler yapılırken de tabii kaleden sökülen taşlar kullanılıyor.

    Kaleden Epano Skala'nın Görünüşü

    Kaleden Epano Skala’nın Görünüşü

    Kaleden çıkıp, yokuştan aşağı yine Epano Skala’daki Müslüman mahallesine giriyoruz. Kendi gitmiş, ismi kalmış yadigar. Karşımızda Yalı Camii… 1901 tarihli bu yapı günümüzde bahçe ürünleri satan bir dükkan. Ne minare, ne avlu… hiçbir iz kalmamış eski ihtişamdan.

    Yalı Camii

    Yalı Camii

    Valide Camii

    Valide Camii

    Daha ileride, mahalle içinde Valide Camii’ne geliyoruz. O da harap halde, minarenin ayakta kalan bölümü ancak desteklerle yükselebiliyor. Müslüman mezarlığı ise hiç yok ortada, kimbilir hangi yapının altında? Terkedilen yapıların kaderi böyle. Cunda’daki Taksiyarhiz Kilisesi’nin de kaderi aynı değil mi?

    Epano Skala'da Paulus Şapeli

    Epano Skala’da Paulus Şapeli

    Eski liman, yukarı iskele, Müslüman mahallesi… Her ne ise güzel bir yer, biz sevdik burayı. Buradaki Rembetis Taverna’yı da sevdik, gelmişken neden öğle yemeğini de burada yemiyoruz? Hafif sayılabilecek bir yemeğe bu kez adam başı 11 € ödüyoruz, tabii yine bol meze ama balık yok listede.

    Saat 1430 Ermou Caddesi'nde in cin top oynuyor...

    Saat 1430 Ermou Caddesi’nde in cin top oynuyor…

    Öğleden sonra biraz market alışverişi yaparak, meşhur tuzlu sardalya ve Barbayanni uzo yerleştiriyoruz torbalara, bendeniz birkaç ikona daha katıyorum kolleksiyona, artık ev kiliseye döndü bu gidişle. Biraz dinlenmeye ve tazelenmeye pansiyona dönüyoruz, birkaç saat sonra yeni yat limanı bölgesinde kurulan Türk-Yunan ticaret fuarındayız..

    Fuar Afişleri

    Fuar Afişleri

    Fuardaki Türk Müzisyenler

    Fuardaki Türk Müzisyenler

    Şehrin her yerine afişler asmışlar bu fuarı duyuruyorlar, ortalık ana-baba günü, millet şık giyinmiş, çoluk çocuk Türk şirketlerini görmeye gelmişler. 3€ luk bilet alıp biz de giriyoruz. Beyaz küçük ve şık çadırlar kurulmuş, Ege bölgesinin her yanından gelen Türk şirketleri bir yanda, Ada’nın şirketleri diğer yanda sunumlar yapıyor, broşürler dağıtıyorlar. Midilli peynir ve şaraplarından biz de tadıyoruz. Türk işadamları ile selamlaşıyoruz. Bir meşhur kilisenin kadınlar korosunun söylediği iç bayıltıcı ilahileri dinliyoruz.

    Bir günü daha bitirdik, güneş batıyor. Şu anda bulunduğumuz yeni yat limanı, ilk gece yediğimiz Fanari’ye çok yakın. Öyleyse istikamet Dimitri’nin Fanari’si. Yine donandı soframız, içi lor peyniri ile doldurulmuş ve sonra kızartılmış kabak çiçekleri altın rengi küçük toplara benziyor ve çok nefis. Tıka basa yedik. Gelsin Barbayanniler… Hesap çok hesaplı, adam başı 16 €… Bu yemeğin üstüne Panellinion’da bir metrio=orta kahve çok iyi gider, güzel garson Cleopatra da artık bizi öğrendi, tüm şirinliği ile servis yapıyor.

    Cafe Panellinion

    Cafe Panellinion

    Cafe Panellinion

    Cafe Panellinion

    Yarın sabah arabamızı alacağız ve Yunanistan’ın üçüncü büyük adası olan güzel Lesvos’un 90 km. uzaklıktaki diğer ucuna gideceğiz, güzel bir tur planlıyoruz.

    Kalinikhta=iyi geceler şimdilik…

    Yazımın ikinci bölümünde buluşmak üzere…

    Mitilini gece...

    Mitilini gece…

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

    BÖLÜM 2

    Midilli Adası Haritası

    Midilli Adası Haritası

    Sapho’nun Kızları…

    Midilli’de yeni günümüz pansiyonumuzun bahçesindeki kahvaltı ile başladı. Bahçedeki ağaçların üzerindeki son portakallar sepetin içinde kahvaltımıza tazelik katıyor. Budget yetkilisi Panos arabaları binbir titizlikle inceliyor, eski çizikleri not ediyor ve biz yola revan oluyoruz. Mitilini’nin sırtını dayadığı tepenin arkasına geçerek iki tarafı çamlı, güzel, hatta beklemediğimiz kadar güzel bir yola çıkıyoruz. Sevincimiz kısa sürüyor, yol daraldı ve virajlandı, yer yer genişletme çalışmaları var. Bugünkü planımız, adanın başkente en uzak limanı Sigri’ye gitmek (Haritada no.1). 80-90 km’yi ilk etapta almamız gerek.

    Midilli (Lesvos) haritasında iki büyük körfez hemen dikkat çekiyor. Bu körfezlerde dünyanın en lezzetli sardalyaları yetişiyor, sebebi de yağmur sularının milyonlarca zeytin ağacından süzülerek körfezlere akması ve balıkları beslemesi. Gerçekten de ben hayatımda hiç bu kadar iri, yağlı ve lezzetli sardalya yemedim, tam da mevsimindeyiz! İşte bu sardalya depolarından önce Gera Körfezi’ni görüyoruz, masmavi ve durgun suyu ile bir gölü andırıyor. Yolumuz zeytinlikler, çamlar ve küçük köylerden geçerek iç bölümlere doğru akıyor. Kalloni kasabasından sonra bitki örtüsü biraz kuraklaşıyor ve virajlar birbiri ardına sıralanıyor.

    Yolumuzun üzerinde görmemiz gereken bir manastır var, iki araba arka arkaya yoldan ayrılarak hafif bir inişle Limonos Manastırı arazisine giriyoruz.

    Limonos  Manastırı  Girişi

    Limonos Manastırı Girişi

    Avlu

    Avlu

    Burası bir erkekler manastırı ve bazı bölümlere biz kadınları almayacaklarını baştan biliyoruz. Geçmişi 9 yüzyıla dayanan bu manastırda 5000 kitap, ferman ve belge var. Osmanlı devrinde, 1526’da yeniden yapılıyor ve entellektüel bir merkez oluyor. Şu anda adanın en büyük manastırı olan Limonos çevresinde 40 kadar küçük kilise ve şapel var. Biraz yüksekçe bir noktadan bakılınca ovanın her yanına dağılmış bu kiliseleri görüyoruz, ortalık kilise kaynıyor!

    Çevredeki Küçük Şapeller

    Çevredeki Küçük Şapeller

    Çevredeki Küçük Şapeller

    Çevredeki Küçük Şapeller

    Söylentiye göre, Ignatius, sultanın oğlunun sakat elini iyileştirir ve kendisine bu manastırı yenileme izni verilir. 1523 Kanuni devri oluyor ama sultanın eli sakat oğlu kimdir, bilmiyorum. Belki de bir söylenti olmalı. Ignatius’a adanan kiliseye giriyoruz ve çıkışta avludaki tavus kuşlarını görüyoruz. Yeşillikler içinde huzurlu bir mekandayız.

    Limonos'un Tavusu

    Limonos’un Tavusu

    Avlu

    Avlu

    Ignatios Kilisesi

    Ignatios Kilisesi

    Manastırın müze bölümü de, özellikle benim için çok ilginç. Burada kıymetli dinsel objelerin yanı sıra birçok Osmanlı fermanı var. Bir ilginç nokta da, 1912’de adanın teslim belgesi Osmanlılar tarafından burada imzalanıyor.

    Limonos Avlu

    Limonos Avlu

    Müze çıkışında avlunun karşısındaki bölümün kadınlara yasak olduğunu öğreniyoruz… Ahhh bu kadınlar, neymişiz meğerse… Adanın ünlü kadın şairi Sapho M.Ö. 6-7. yüzyıl yerine Hristiyanlık çağında yaşasaydı, nasıl isyan ederdi kimbilir? Sapho’nun bir deyişine bayılıyorum: “Ölüm iyi bir şey olsaydı, önce tanrılar ölürdü.”

    Yola devam ediyoruz, virajlara da devam tabii. Bazen yükseliyoruz, köyler aşağı yamaçta kalıyor, bir de bakıyoruz, döne döne köylerin alt mahallelerine inmişiz. Skalohori köyünden geçerken, nasılsa ayakta kalmış bir minare dikkatimi çekiyor. Bol virajlı dar yollarla dağ köyleri Vatousa ve Antisa’dan geçiyoruz. Artık ağaçlar kayboldu, kıraç ve sarı bir manzara hakim. Tepede kartal yuvası gibi İpsilou Manastırı’nı selamlıyoruz.

    İşte masmavi Ege yeniden gözüktü. Tepenin üstünden Sigri çok güzel gözüküyor.

    Sigri'ye İniş

    Sigri’ye İniş

    Döne döne aşağıya Sigri’ye (Haritada no. 1) iniyoruz. Ufacık bir yer, kasaba bile diyemeyiz. Adanın en uzak ucunda tam batıdayız. Sokaklarda bizden başka turist yok, zaten pek kimse de yok…

    Sigri Sokakları

    Sigri Sokakları

    Sigri Sokakları

    Sigri Sokakları

    Sessiz, sakin, pırıl pırıl deniz kayalar arasında parlıyor, ileride kumluk plaj da var. Bir başka tatilde buraya gelip biraz kalmalıyız.

    Sigri'nin Güzel Plajları

    Sigri’nin Güzel Plajları

    Sigri'nin Güzel Plajları

    Sigri’nin Güzel Plajları

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

    Remezzo Tavernası öğlen açmıyoruz diyor ama bayan Panayiuda sahilde kiralık stüdyolarının adresini veriyor hemen. Balıkçı limanının hemen önündeki Cavo D’oro  Taverna’ya oturuyoruz, gelsin karidesli spaghettiler, yanında patronun imalatı beyaz şarap. Fazla ağır yememeliyiz, kaleye çıkacağız.

    Karidesli Spaghetti

    Karidesli Spaghetti

    1746 yapımı kale tipik Osmanlı karakol kalesi ve batı Ege denizine hakim. İçeri giremesek bile ağır kabaralı orijinal kapılar bizi etkiliyor.

    Sigri Osmanlı Kale Girişi

    Sigri Osmanlı Kale Girişi

    Kalenin Kitabesi

    Kalenin Kitabesi

    Orijinal Kale Kapısı

    Orijinal Kale Kapısı

    Sahilde kocaman bir TIR kamyonuna taze balık yükleniyor, kimbilir hangi ülkenin sofralarını şereflendirecek. Hemen liman üzerindeki camii bugün kilise (Agia Triada) ve yanındaki hamam 1923’den beri harap…

    Sigri Eski Camii - Yeni Kilise
    Sigri önündeki Nissiopi Adası doğal bir mendirek gibi dalgaları kesiyor, bizim seslerimizden başka ses yok limanda.

    Şimdi hedefimiz çok yakındaki Fosil Orman’ı ziyaret etmek… Yine virajlı bir yolla, anayoldan ayrılıyoruz ve yolun sonunda, bütün kitaplarda adı geçen jeolojik oluşuma giriş kapısı gözüküyor. 2 €uroluk biletleri alarak giriyoruz kapıdan.

    Bu bölgede, önümüzde açılan vadi boyunca mevcut olan dev Segoya ağaçları bir volkan patlamasıyla devrilip toprak altında kalıyor ve fosilleşiyorlar ve günümüzden 20 milyon yıl önce olan bu felaketten sonra meydana gelen depremler ağaçları açığa çıkarıyor. Böyle bir oluşum dünyada iki yerde, Arizona’da ve burada varmış ve burası Arizona’dan daha büyük diyorlar…

    Hafif bir yamaç alanda yürüme yolları açmışlar ve yerde yatan ağaç gövdelerini de korumak için etraflarını çevirmişler. Doğrusunu söylemek gerekirse çok daha görkemli ve çok sayıda ağaç bekliyordum, görebildiğimiz, yerde yatan birkaç metrelik kayalaşmış ağaçlar… Belki de ben bu konuda bilgisizim, kim bilir? Haziran ortasında bu ziyaret çekilebilir ama Ağustos’da gidecekler iyi düşünsün!

    Fosil Ormanın Kayalaşmış Ağaçları

    Fosil Ormanın Kayalaşmış Ağaçları

    Fosil Ormanın Kayalaşmış Ağaçları

    Fosil Ormanın Kayalaşmış Ağaçları

    Fosil Ormanın Kayalaşmış Ağaçları

    Fosil Ormanın Kayalaşmış Ağaçları

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

    Ağaç fakiri taş orman gerilerde kaldı, şimdi Sapho’nun Kızlarını görmeye Skala Eressos’a gidiyoruz (Haritada no. 2).

    Sapho, bu toprakların yetiştirdiği, antik çağın en önemli kadın şairi.

     Mitilini Sapho Heykeli

    Mitilini Sapho Heykeli

    Sapho, soylu bir aileden bu adada doğar ama politik nedenlerle Sicilya’ya kaçar. Aşk tanrıçası Aphrodite’e aşıktır, tüm şiirlerinde ona “Kıbrıslı” der… Lesvos’a bir Aphrodite rahibesi olarak döner, kadınlara şiir, müzik ve dans dersleri veren bir okul açar. Bu okulda kadınların eşcinsel bir yaşam sürdükleri yayılır etrafa.

    Sapho hiç konuşmaz bu konuda ama şiirlerinde durum açıktır. Bugün 170 şiirinin elimizde olduğunu söylüyor kaynaklar ve Sapho’nun karşılıksız aşkından dolayı bir kayadan atlayarak intihar ettiğini de söylüyor aynı kaynaklar… Sapho’nun adası “Lesvos“dan dolayı böyle bir yaşam süren kadınlara da “Lesbien” deniliyor o tarihten sonra.

    Skala Eressos girişinde arabamızı park ediyoruz (Haritada no. 2). Biraz bizim Gümüşlük havası var gibi. Etrafta şirin pansiyonlar, balkonlarını, kapılarını süslemişler hanım misafirlerini bekliyorlar. Her Eylül ayı başında burada bir bayram kutlanıyor ve birlikte yaşamaya karar veren çiftler buraya akın ediyorlarmış. Deniz kenarında minik bir meydanda Sapho’nun metal modern heykeli bizi karşılıyor.

    Skala Eressos Sapho Heykeli

    Skala Eressos Sapho Heykeli

    Bence Mitilini’deki Sapho meydanındaki heykeli daha güzel… zevk meselesi.

    Önce denize girelim diyoruz, atıyoruz kendimizi mavi serin sulara…

    Skala Eressos'un Mavi Suları

    Skala Eressos’un Mavi Suları

    Sonra sahilde kumlar üzerine kurulmuş, yüksek ayaklar üzerindeki kahve ve tavernaları keşfediyoruz. Minicik bir köy, tekrar dönüp, merkezdeki kahvede Frappelerimizi içiyoruz, çevreyi inceliyoruz. Etrafta 3-4 kişilik kuzeyli hanım grupları var. Kimbilir hangi uzak diyarlardan, gözlerden uzak hayatlarını yaşamaya geldiler. Hafif bronz yüzleri mutlulukla gülümsüyor.

    Skala Eressos

    Skala Eressos

    Skala Eressos

    Skala Eressos

    Sapho’nun kızları geride kalıyor artık, şimdi Mitilini’ye dönme zamanı. Kalloni’de (Haritada no. 3) son bir molanın ardından  Gera Körfezi’nin maviliklerini görüyoruz, tepenin arkası Mitilini…

    Kalloni Sokakları

    Kalloni Sokakları

    Arabamızı limanda Budget’ın kapalı park yerine bırakıyoruz, pansiyonumuzun dar sokakları rahat bir parka uygun değil.

    Mitilini’de akşam ılık ve canlı, akşam yemeği Epano Skala = Yukarı İskele’de, 1800 yılında bir Osmanlı kahvehanesi olarak kurulan ünlü Ermis’de.

    Ermis=Hermes, tüccarların tanrısı ve tanrıların da habercisi. Haberleri daha çabuk taşıyabilsin diye miğferinin ve sandaletlerinin yanlarında birer minik kanat taşıyor. Olympos’un doruklarında uçuyor. İşte duvarda bir Hermes tasviri, biz de altındaki masaya oturuyoruz, günün yorgunluğunu atmaya.

    Ermis Restaurant

    Ermis Restaurant

    Ermis Restaurant

    Ermis Restaurant

    Ermis Restaurant

    Ermis Restaurant

    Yarın Barbaros’un yurduna gideceğiz, hazırlanın !

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

    BÖLÜM 3.

    Barbaros’un Yurdunda…

    Haritada 3. gün rotamız

    Haritada 3. gün rotamız

    Bu Midilli hikayesi de çok uzadı, “Pehlivan tefrikası”na döndü derseniz, biliniz ki kabahat bendedir. Bilgisayar özürlü bendeniz, meslekten de gelen, “detaylı anlatma” merakı ile yazdıklarım yok olursa diye düşünerek, bölümler halinde yazmayı seviyorum, sabredin bir son bölüm daha var bundan sonra. Bir de tabii sizleri de fazla yormadan, molalar vererek dolaşalım adayı…

    Bugünün programında ilk hedef Plomari (Haritada no. 4)… “Nasıl bilirsiniz?” derseniz, biz çok sevdik, bakalım siz de sevecek misiniz?

    Mitilini’den çıkış yine aynı yolla, çamlar ve zeytinler arasından oldu. Gera Körfezi’ni geçer geçmez soldan Plomari levhasına döndük. Yine dar, yine virajlı bir yolla köyler arasından süzülerek güneye iniyoruz. Solda Gera Körfezi’nin sardalya deposu, masmavi suları görülüyor tepelerden aşağı. Çok güzel yerlerden geçiyoruz. Tabii güzellik kavramı göreceli bir kavram, benim “güzel” kavramıma çok uygun diyelim.

    Çınar ağaçlarının gölgelerinde şirin köyler, yolların kıyısında basit ama temiz kahveler, biz de olsa birkaç “kendin pişir-kendin ye” teşkilatı da olurdu, ya da yol kenarında zeytinyağı, pekmez, meyva tezgahları dizilirdi. Burada öyle işler yok, millet gelirinden memnun diye düşünüyorum, ek iş yapmaya gerek görmemiş bu krizde.

    Yolumuz yemyeşil bir tüneli andıran doğa içinde kıvrılıyor, yanımızdan bir de güzel dere akıyor. Sabah kahvemizi Plomari’ye gelmeden bir yol kıyısı kahvesinde içelim diyoruz. Çınarların altı serin ve güzel, kahveler lezzetli. Bu tip yerler hep aile işletmeleri, anne ve eş mutfakta, çocuklar serviste, beyefendi de sipariş ve organizasyonda, geçinip gidiyorlar. Köşede oturan anne, kabak çiçeklerini dolduruyor, sonra kızartıp öğlende taze taze servis edecek.

    Kahve tam da yolun dönemecinde, ben de tam köşede oturuyorum. Beyaz bir araba önümüzde duruyor, tam virajda durulur mu eyvah diyorum, iyi ki arkadan gelen yok… Şoförün yan koltuğundaki yarı beline kadar dışarı çıkıp, İngilizce “Hagios İsidoros Plajı” nı soruyor bana. Ben dersimi çalışmış bir şekilde, biraz sonra yol ayrılacak diyorum ve “Türk  müsünüz?” diye soruyorum. Evet bu adada Türk, Türkle İngilizce konuşuyor, durum anlaşılınca gülüyoruz hep birlikte :) “Nereden anladın?” derseniz, hiç kimse önü-arkası görülmeyen bir virajda durup da yol sormaz bizlerden başka… Plomari öncesi biz de Agos İsidoros Plajı’nı şereflendiriyoruz. Çok beğenmemize rağmen önümüzde daha görecek çok şey olduğundan bir bakış atarak yola devam ediyoruz.

    Plomari Rıhtımı

    Plomari Rıhtımı

    Plomari Rıhtımı

    Plomari Rıhtımı

    Plomari, büyük denizcimiz Barbaros’un yurdu. 1473’de burada doğuyor. Babası aslen Rumeli’den, Vardar’lı bir sipahi. Baba, adanın fethi sırasında Fatih’in orduları ile buraya gelir, bir daha da dönmez ve adada kalır. Adanın yerlisi bir kadınla evlenir ve Türk deniz tarihine adlarını yazdıran üç erkek evlat sahibi olur. İshak, Oruç ve Hızır. Önce ağabey denizlere açılır, arkadan diğer iki kardeş de onun izinde giderler. Barbaros aslında ağabeyin adıdır ama onun ölümü ile ünvan kardeşe kalır.

    Barbaros, Osmanlı’nın büyük amirali, bir korsan olarak Plomari kıyılarından yola çıkar ve Kuzey Afrika vurgunları ile Tunus’da egemenlik sağlar. Akdeniz ondan sorulur. İtalyan kıyılarında anneler yaramazlık yapan çocuklarını onunla korkuturlar. “Mamma li Turchi!”=“Anacığım Türkler!” deyimi onunla yerleşir. İstanbul Sarayı bu çok duyduğu ismi, saraya çağırır, onu onurlandırır. Sultan onu yeni filonun amirali yapar. O tarihten sonra, Plomari’li fakir denizcinin kaderi değişmiştir artık…

    Barbaros’un doğduğu yıllarda Plomari bugünkü gibi deniz kıyısında değil, 10 km. yukarda dağlarda Megalochori kasabasının olduğu yerdeymiş. 1841 ve 1843’de iki yangın ve takip eden yıllarda geçirdiği büyük kışın ardından halk açlıktan perişan düşünce, yetkililer Plomari’yi deniz kıyısına taşıyorlar ve kasaba zeytinyağı ticareti, uzo üretimi ve dış ülkelere satımı ile zenginleşiyor ve çok güzel günler geçiriyor. Barbaros çağından beri kıyıdaki tersanesi ile ünlü, bugün de Tarsana semtinde tekne yapımı sürüyor.

    Kasaba ikinci yıkımı Osmanlı tüccarlarının 1912’de gidişi ve 1922’de tüm müslümanların göçü ile yaşıyor. Ancak yolların yapılması ve bölgenin turizme açılması ile günümüzde bir canlılık görülüyor ve söylendiğine göre dış ülkelere göç edenler yavaş yavaş Plomari’ye dönüyormuş. Plomari’yi biraz hüzünlü görüyoruz. Günümüzde dünyanın en kaliteli “uzo”su burada yapılıyor. En meşhuru “Barbayanni”. Yunan alfabesinde “B” harfi “V “ olarak okunuyor, biz de maşallah her gece tadına baktık. Etiket rengine göre alkol derecesi değişiyor, mavi etiket tam 46 derece…

    Sıra Sıra Barbayanniler...

    Sıra Sıra Barbayanniler…

    Uzo kelimesinin nereden geldiği çok ilginç. Yunanca ile ilgisi yok. Osmanlı devrinde  imparatorluk sınırları içinde bu yüksek alkollü içki tüketilmesin diye, ihraç ürünün varış limanı olan Marsilya’nın adı yazılmış sandıkların üzerine ve “Uso a Marseilles” = “Marsilya’da kullanılmak üzere” denilmiş… Kullanmak kelimesi “Uso“, bugün bu leziz içkiye adını veriyor. Bana çok ilginç geldi…

    Barbayanni dışında diğer markalar bizim damak zevkimize biraz tatlı geliyor. Tabii adadan ayrılmadan bu konuda ufak bir stok yaptık kendimize.

    Bu kadar rakı muhabbetinden sonra arabamızı sahile park edelim ve Plomari sokaklarına dalalım. Sahil, tahmin edeceğiniz gibi turistik balık lokantaları ve modern binalarla dolu. Arkada kasaba bir amfitiyatro gibi sırtını tepeye yaslamış ve güneye bakıyor. Ilıman iklimde bitkiler bol, palmiyeler hoş…

    Asmalı Kahve

    Asmalı Kahve

    Köşedeki asmalı kahveden içeri doğru giren yolu takip ediyoruz ve kasabanın ana meydanı diyebileceğimiz meydana geliyoruz. Kahvelerde oturanlar hareketli tavla maçlarındalar ve mevsimin ilk turistlerini süzüyorlar. Meydandan arkaya 300 yıllık çınarın gölgesine gidebilmek için bir dere yatağını geçiyoruz köprü ile. Kışın taşan ama şimdi pek de suyun olmadığı dere yatağı beton bir kanal gibi ve araba park yeri olarak kullanılıyor.

    Kuru Dere Yatağı

    Kuru Dere Yatağı

    Ulu çınarın çevresinde minik bir meydan oluşmuş ve 2-3 lokanta, kahve yerleşmiş. Çınarın tam dibinde de buz gibi suyu ile eski bir çeşme görüyoruz.

    Eski Çeşme ve 300 Yıllık Çınar

    Eski Çeşme ve 300 Yıllık Çınar

    Eski Bir Kahve

    Eski Bir Kahve

    Pazar ayininden dönen güzel giyimli yaşlı hanımlar bize selam veriyor. “Kalimera” diyoruz onlara. Plomari sokakları güzel ve renkli evlerle dolu. Bazı evlerin kapılarına tahta ve beton koruyucu levhalar yerleştirilmiş. Anlaşılıyor ki bu evler boş, terkedilmiş. Sahipleri ya yurt dışındalar, ya da mübadeleden sonra bir türlü çözülemeyen miras problemlerinin kurbanı olmuşlar.

    Plomari Sokakları

    Plomari Sokakları

    Plomari Sokakları

    Plomari Sokakları

    Plomari Sokakları

    Plomari Sokakları

    Plomari Sokakları

    Plomari Sokakları

    Plomari Sokakları

    Plomari Sokakları

    Plomari Sokakları

    Plomari Sokakları

    Arkaya doğru yürüdükçe yokuşlar başlıyor tepelere doğru, bazı sokaklar merdivenli… Çınarın minik meydanına geriye dönüyoruz ve “Gonia Platanos”=”Çınarın Köşesi Lokantası”na çöküyoruz.

    Gonia Platanos

    Gonia Platanos Lokantası (Solda)

    Gonia Platanos Lokantası (Solda)

    Meydan o kadar küçük ki, neredeyse biz yedi kişi sokak ortasında oturuyoruz. Lokantanın sahibi bay Skorda ve buraya Naksos adasından gelin gelen eşi Niki bizi memnun etmek için çırpınıyorlar. Kesilen elektrikler nedeni ile fırın devre dışı kalınca bazı yemekler gecikiyor ve karı-koca ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Onları rahatlatıyoruz, keyifle yemeklerimizi bekliyor ve geç de gelse lezzetlerinden bir şey kaybetmeyen fasulyeleri, musakkaları mideye indiriyoruz.

    Bay Skorda öyle memnun ki, ortaya meyva, vişneli lor peyniri ve beylere birer minyatür şişe uzo şirketten geliyor. Hesap 7 kişi 62 € olunca hediyeler daha da anlam kazanıyor. Veda ederken bir aile fotosu çektiriyoruz hep birlikte günün anısına!

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

    Gezimize başlamadan yaptığım araştırmalarda Plomari’den, Olympos Dağı eteklerindeki ünlü kasaba Agiassos’a direkt ulaşmayı düşünmüş ama hiçbir kaynakta yolun düzgünlüğünü teyid edememiştim. Arabamızı kiralarken şirkete de aynı soruyu sordum ve bir bölümün asfalt olmadığını ve çok viraj ve uçurumlu  olduğu bilgisini aldım.

    Durum böyle olunca emanet araba ile kendimizi riske atmayarak, geliş yolumuzdan Gera Körfezi’ndeki kavşak noktasına kadar çıktık ve sonraki kavşaktan, kuzeyden Agiassos’a gitmeye karar verdik. Midilli’nin en yüksek dağının adı da Olympos, anakara Yunanistan’da olduğu gibi… Bu Olympos’un tepesinde de tanrılar döner dolaşır mı, onu bilemem ama bizim Agiassos uğruna epey dönüp dolaştığımız bir gerçek…

    Agiassos Belediye

    Agiassos Belediye

    Agiassos adanın en güzel dağ kasabalarından biri ve dini merkez. Kestane, ceviz, elma, vişne ve kirazları meşhur. Ulu çınarlar göğe yükseliyor, baharda gelenler gelincik ve yabani orkidelerini anlatıyorlar.

    Yeşil Agiassos

    Yeşil Agiassos

    Bu kasaba da diğerleri gibi zeytin ticareti ile zengin oluyor, en çok kadın öğretmen buradan yetişiyor. 1960’larda 8000 olan nüfus, bugün 3000 civarında. Asıl çöküş, 1922 mübadelesinden sonra yaşanıyor. Zengin tüccar Türklerin adayı terk etmesi ile birlikte Agiassos da öksüz kalıyor. Anadolu’dan gelenler yabancılık çekiyor, işlere sahip çıkamıyorlar ve bir gerileme başlıyor.

    Aslında Agiassos’un yükselişi de buradaki büyük kilisede rahiplik yapan bir şahıs sayesinde oluyor. Adanın hasta Osmanlı valisi, rahip tarafından buraya davet edilir ve güzel hava, bol gıda valiyi iyileştirir. 1701 tarihinde Sultan Mahmut’a rica edilir, iyileşme şerefine vergilerde indirim istenir. İstek kabul edilince düşen vergiler nedeni ile Agiassos bir çekim merkezi olur.

    Kilise Giriş

    Kilise Giriş

    Ahşap Avize

    Ahşap Avize

    Mavi Avlu

    Mavi Avlu

    İşte o meşhur kilisenin önündeyiz. Arnavut kaldırımı döşeli, çok güzel evlerin, hediyelik eşya dükkanlarının çevrelediği bir yokuşla buraya tırmandık aşağı meydandan…

    Agiassos Sokakları

    Agiassos Sokakları

    Agiassos Sokakları

    Agiassos Sokakları

    Agiassos Sokakları

    Agiassos Sokakları

    Seramikçiler sıra sıra. Çanakkale göçmenleri ile gelen bir gelenek. “Panaghia Ti Vrefokratousa”=“Kutsal Çocuklu Meryem  Kilisesi” 4. yüzyıldan kalan ikonaların, 9. yüzyılda yapılmış replikalarını muhafaza ediyor. 15 Ağustos, Meryem’in göğe çıkış bayramında binlerce kişinin akın ettiği söyleniyor. Avluda turistlere kiraya verilen eski keşiş hücreleri iyice bakım geçirmiş. Beyleri, asmalar altında hoş bir kahveye oturtup, biz hanımlar biraz seramik alış-verişi yapıyoruz ama asıl hevesimizi yarın Mantamados’a saklıyoruz.

    Agiassos'da Alış-veriş

    Agiassos’da Alış-veriş

    Dönüşte birer fincan kahve de biz içiyoruz. Kahvenin sahibi şirin hanımefendi ile sohbet koyulaşıyor ve bizden, bu yaz gelecek olan Türklerle anlaşabilmek için gerekli birkaç kelime öğreniyor, dikkatle yazıyor, nenesinden biraz hatırladığını söylüyor…

    Dolaştığımız tüm dükkanlardaki kadınlar hep Anadolu’ya dayanan köklerinden anlatmak ve bize sarılmak istiyorlar… Bizim nenelerimiz de hep Rumeli’yi anlatmadılar mı bize?

    Agiassos Kahveleri

    Agiassos Kahveleri

    Agiassos Kahveleri

    Agiassos Kahveleri

    Dedeleri Balıkesir'den Gelen Hanımın Dükkanı...

    Dedeleri Balıkesir’den Gelen Hanımın Dükkanı…

    Dedeleri Balıkesir'den Gelen Hanımın Dükkanı...

    Dedeleri Balıkesir’den Gelen Hanımın Dükkanı…

    Yol virajlı ve bu nedenle dikkatli kullanmak gerekiyor, artık kalkmak, yola koyulmak vaktidir. Günler uzun nasıl olsa, güzel manzaraların, çamların, çınarların, kestanelerin, derelerin tadını çıkartarak kavşağa iniyoruz, bundan sonrası bildik bir yol.

    Mitilini’ye giriş, akşam piyasası zamanı keyifli oluyor…

    Mitilini'de Akşamüstü

    Mitilini’de Akşamüstü

    Biraz dinlenmenin ardından akşam yemeğine yine Ermis’e gidiyoruz. Tüccarların tanrısı, minik kanatlı Ermis bizi merak etmiş olmalı. Sofra donatıldı, Barbayanniler ısmarlandı, birbirimize ikram ettiğimiz meze tabakları elden ele geçiyor yine… Sonuç: 7 kişi bahşiş dahil 104 €… Fiyatlar fevkaladenin fevkinde…

    Pazar akşamı olması nedeni ile ortalık biraz tenha gibi. Rıhtımın ve mehtabın tadını çıkartıyoruz… İyi geceler…

    Yarın adanın kuzeyine çıkacağız, görüşmek  üzere…

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

Pages: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10

Sosyal Medya

Site Arşivi

Tüm yazılarımızın arşivine buradan ulaşabilirsiniz.

Yazı Arşivi

Yayın Hakları

Bu sitenin içeriği ve fotoğrafları bencetatil.com'a aittir. İzinsiz kopyalamamanızı rica ederiz. Emeğe saygınız için şimdiden teşekkürler.

İletişim

bencetatil.com'a mail yoluyla da yorum veya sorularınızı iletebilirsiniz.

admin@bencetatil.com

Birincilik odulu