"Şimdi değilse, ne zaman?"

Parlak Yıldız: İsmi “suya yazıldı” ve hep orada kaldı…

    İsim suya yazılır ve orada yüzyıllarca kalır mı? Romantik şair John Keats’inki kaldı…

    Bright Star

    Bright Star

    İngiliz romantik şiir akımının önde gelen temsilcilerinden John Keats beni en çok etkileyen şairlerden biri. Kısacık ömrüne sığdırdığı muhteşem şiirleri ve hayatındaki garip tesadüflerle… İşin en hazin yanı, çok genç yaşta, edebiyat dünyasında bıraktığı izi hiç bilemeden ölmüş olması.

    Önce bilgilerimizi tazeleyelim… John Keats, orta halli bir ailenin oğlu olarak doğar. Daha 8 yaşındayken bir kaza sonucu babasını kaybeder. Annesi çok geçmeden tekrar evlenir,  onun yokluğunda Keats ve kardeşlerine büyükannesi bakar. Yıllar sonra annesi aileye yeniden katıldığında çok mutlu olsa da, Keats’in sevinci kısa sürer.  Bir yıl içinde onu veremden kaybeder. Yıllar sonra Keats’in küçük kardeşi Tom da bu hastalıktan ölecektir.

    Aynı hastalığın bir gün kendi canını alacağından habersiz olan genç Keats günün birinde, bir cerrahın yanında geçirdiği dört yıllık ilaç hazırlama eğitimini bırakıp ruhunun sesini dinlemeye başlar. Şiire olan tutkusu, zamanla onu okuyucu olmaktan yazar olmaya sürükler.

    Keats’in tamamen kendi kendini yetiştirdiğini söyleyebiliriz. Homer’den Chaucer’a, Milton’dan Shakespeare’e kadar gelmiş geçmiş pek çok önemli şairin eserlerini okumasının yanında, Wordsworth gibi çağdaşı şairlerin de eserlerini hatmeder. Arkadaşı Charles Brown’ın daveti üzerine bir süre Hampstead’deki Wenthworth Place’de yaşayarak şiir yazmaya devam eden Keats, burada hayatına ve yapıtlarına damga vuracak olan Fanny Brawne’a aşık olur. Fanny Brawne ile John Keats’in ilk bakışta fazla ortak yönü yoktur. Fanny, modaya ve dansa meraklı, eğlenceyi seven bir genç kızdır. Öte yandan Keats’e olan duyguları ve gittikçe büyüyen aşkı yüzünden onun şiirlerini okuyup anlamaya çalıştığı da biliniyor…

    Burada Keats’in, şiirlerini anlamakta zorlandığını söyleyen Fanny’ye verdiği cevabı hatırlatmak isterim, çünkü onun şiire bakış açısını anlamamız açısından şu sözlerin çok önemli olduğunu düşünüyorum:

    Şiirin akılla değil, duyularla anlaşılması gerekir. Göle girmekteki amaç hemen karşı kıyıya yüzmek değil, gölün içinde olmak, suyun içinde bulunmanın zevkine varmaktır. Gölü anlamaya çalışmazsın; aklın ve düşüncenin ötesinde bir deneyimdir bu. Şiir de ruhu dinginleştirir ve gizemli olanı kabul edebilmesi için onu cesaretlendirir.”

    Eh, öyle değil midir hakikaten? İnsanın şiiri yüreğiyle, ruhuyla hissederek okuması gerekmez mi? John Keats’in de hem hayatında, hem de şiirlerinde romantizmin yoğun etkisini; hissetmenin, duyuların, bireyselliğin ve yaratıcılığın önemini görebiliriz.

    Önceleri pek çok kişinin onaylamadığı Fanny Brawne-John Keats aşkı, aslında şaire büyük ilham kaynağı olmuş. O kadar ki, bugün John Keats denilince Fanny Brawne’ın adını anmamak, onların aşkından bahsetmemek imkansız… Tabii burada bir ilginç tesadüf daha dikkat çekiyor:

    Keats’ın hayatındaki üç önemli kadının da adı Fanny’ymiş. Annesi, kızkardeşi ve tek büyük aşkı… Bunu psikanalistlerin nasıl yorumlayacağını doğrusu merak etmiyor değilim.

    vfbd

    Fanny Brawne & John Keats

    Hikayeye devam edersek… John Keats büyük aşkına asla gerçek anlamda kavuşamadı. Önceleri onunla evlenebilmek için yeterli maddi imkanı yoktu. Çalışıp şiirlerini satmayı, para kazanıp sevdiği kadına kavuşmayı çok istedi. Ama bu amacına bir türlü erişemedi. Keats’in verdiği bir aile yüzüğüyle kendi aralarında nişanlansalar da, evlenemediler. Uzun ayrılıkları sırasında birbirlerine yazdıkları mektuplar bugün Keats’in şiirleri kadar ilgi görüyor ve belki onu daha iyi anlamamızı sağlıyor.

    İstediği başarıya ulaşamayan ve şiirlerinin büyük kitleler tarafından okunduğunu, beğenildiğini göremeyen Keats’in hayatı boyunca üç şiir kitabı yayınlandı. Zaten topu topu üç yıl, 1816-1819 arasında şiir yazdı. Ardından annesi ve kardeşini ölüme sürükleyen veremle savaştığı, gitgide güçsüz düştüğü yıllar geldi. Ve henüz 25 yaşındayken, hastalığının biraz olsun hafiflemesi umuduyla arkadaşlarının daha ılıman bir iklimi var diye gönderdikleri Roma’da hayata veda etti. Son dileği şu sözlerin mezar taşına yazılmasıydı:

    Burada adı suya yazılı bir şair yatıyor…

    İsminin kalıcı olamayacağını, sudaki bir iz gibi çabucak silineceğini, her şeyin geçici ve unutulmaya mahkum olduğunu vurgulamak istedi bu sözlerle belki.  Ama öyle olmadı. Edebiyat dünyası “adı suya yazılı” bu şairi unutmadı, suda yazılı adını yüzyıllar alıp götüremedi.

    5664

    John Keats’in mezarı – Roma

    Şimdi gelelim sadede, yani bu yazıyı niçin yazdığımın açıklamasına…

    2009 yılında, ödüllü Piyano filminin yönetmeni Jane Campion’dan çok güzel bir film hediye edildi sinema dünyasına: Bright Star, yani Parlak Yıldız. John Keats’in Fanny Brawne için yazdığı bir şiirin adını taşıyan bu film, onun kısa süren şairlik dönemini, çektiği zorlukları, Fanny’ye aşkını ve onu ölüme götüren hastalığını anlatıyor. Campion, Keats için şiir gibi bir film çekmiş de diyebilirim. Her karesi, her sahnesi duygulara derinden hitap eden, bir şiirin okudukça insanı içine çekmesi gibi sizi yavaş yavaş içine çeken bir film olmuş Bright Star.  Bakışlar, sözcükler, mimikler, dokunuşlar, hepsi çok önemli. Oyuncu seçimi de çok başarılı. Ben Whishaw  ve Abbie Cornish, doğal, yalın ve minimal oyunculuklarıyla insana neredeyse gerçek Keats ve Fanny kadar inandırıcı geliyor.

    Bright Star

    Bright Star

    bs6

    Bright Star

    Bright-Star-Foto-Dal-Film-62

    Bright Star

    Mekanlar hem gerçekçi, hem görsellik açısından büyüleyici. Mevsimler bile olaylara eşlik ediyor sanki. Keats ile Brawne aşkı filizlenirken baharın tüm ihtişamı ve güzelliği sergileniyor, hastalık ve ölüm sahnelerinde ise karlı ve kasvetli kış mevsimi var. Kullanılan müziklerin de etkisiyle, aynı anda hem göze, hem kulağa, hem de yüreğe hitap eden filmdeki her ayrıntı, diğerlerini  destekliyor, vurguluyor.

    vvvv

    Bright Star

    hbgfh

    Bright Star

    Bright Star

    Bright Star

    Keats ve Brawne aşkı film boyunca sadeliğin ve saflığın getirdiği büyüklükle hissediliyor. Minik dokunuşlarla öpüşüyor âşıklar. “Dokunmanın hafızası vardır” demiş ya Keats, onu hatırlatırcasına…

    Sanki Campion bu söze sadık kalmak istemiş gibi, film tam da ruhumuza dokunup orada izini bırakıyor.

    Bright Star

    Bright Star

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

    John Keats ile Fanny Brawne’ın ayrı kaldıkları zaman içindeki mektuplaşmaları da filmde önemli bir yer tutuyor.  Bir mektubunda şöyle diyor Keats:

    Keşke kelebek olup üç yaz günü kadar bir ömür geçirseydik. Bu üç günü seninle öyle dolu dolu yaşardım ki, 50 yıllık sıradan bir hayata kıyasla daha büyük mutluluklar sığdırırdım o kısıtlı zamana…”

    Fanny bu mektubu okuduktan sonra kızkardeşi Toots ve erkek kardeşi Sammy’yle birlikte kelebek avlamaya başlıyor ve odasında aşkı adına bir kelebek cenneti yaratıyor. Birbirinden güzel ve rengarenk kelebeklerin uçuştuğu oda, Keats ve Fanny’nin aşk mabedine dönüşüyor. Camları bile açmıyorlar kelebekler kaçmasın diye.

    Fanny annesine hissettiklerini   anlatıyor:

    Ancak ondan haber aldığımda yaşadığımı hissediyorum. Mektup gelmediğinde ise sanki hava ciğerlerimden sökülüp alınıyormuş gibi geliyor bana… Benim için gerçek olan tek şey, onun mektupları, bu kelebekler, kurduğum bu dünya… Umurumda olan tek dünya da bu zaten…”

    jkjhk

    Bright Star

    Bright Star

    Bright Star

    uuur

    Bright Star

    Bir süre sonra Keats’in kısacık yazdığı bir mektup geliyor. Onun Londra’ya geldiği halde umduğu kadar para kazanamadığı için utancından yanına uğramadığını öğrenen Fanny üzüntüden kendini öldürmek istiyor.

    Fanny’nin umutlarıyla birlikte ölen ve yerden süpürülen kelebekler artık daha kötü zamanların habercisi gibi geliyorlar seyirciye.

    Bright Star

    Bright Star

    Onun biraz olsun iyileşmesini isteyen arkadaşları Keats’i güneşli Roma’ya gönderiyorlar. Onun geri dönemeyeceği ortada aslında ama sanki dönecekmiş gibi yapıyor âşıklar. Yatağa uzanarak birlikte geçirecekleri bir hayatın hayalini kuruyorlar. Bir türlü kavuşamamanın acısı zaten yeterince büyükken, bir de bu hastalığın onları ayırmasıyla hissettikleri acı Fanny’nin şu haykırışında somutlaşıyor:

    Böyle acı çekmek için yaratılmış olamayız. Başka bir hayat olmalı…”

    Kısa süre sonra korkulan haber Fanny’ye ulaşıyor. Keats hastalığın pençesinden kurtulamayıp, hayata veda etmiştir. Fanny’nin “Nefes alamıyorum…” diye katılarak ağladığı sahne, bunca yıl sonra seyirciyi de Keats için, veda ettiği kısacık ömrü ve yarım kalan aşkı için ağlatıyor.

    Büyük aşkı John Keats’in ölümünden sonra saçlarını keserek siyahlara bürünüyor Fanny. Onu uzun yıllar unutamadığı ve altı yıl yasını tuttuğu biliniyor. Keats’in verdiği yüzüğü de asla çıkarmamış.

    dd

    Bright Star

    Keats’in ölümünden 13 yıl sonra evlenmiş. Bu evlilikten üç çocuğu olmuş. Teselli edici sayılır mı bilmiyorum ama Keats’in edebiyat dünyasına kabul edildiğini, yapıtlarının sevildiğini ve başarılı bulunduğunu görebiliyor.

    Fanny ölene dek Keats’in mektuplarını saklıyor. Ölmeden önce de yıllarca herkesten gizlediği sırrını, yani Keats ile yaşadığı aşkı çocuklarına anlatıyor. Vaktiyle yayınlandığında büyük yankı uyandıran, hatta kimilerinin skandal diye nitelendirdiği bu mektuplar bugün çok değerli. Keats’in yaşamına, karakterine, şiire bakışına ışık tutuyor, ayrıca Fanny Brawne’la yaşadığı aşkın büyüklüğünü, derinliğini anlamamızı sağlıyor.

    51XLzwGA6-L._SY300_

    Parlak yıldız… Keşke ben de senin gibi sabit olsaydım” diye başlayan o meşhur şiirinde John Keats, o yıldız gibi tek başına dünyaya tepeden bakmak istemediğini de vurguluyor çelişkili bir biçimde. Bir münzevi gibi tek başına olmaktansa, başını sevgilisinin göğsüne yaslamak, sonsuza dek onun yanında olmak istiyor. Sevgilisinin nefesini duyamayacaksa, ölmeyi yeğliyor. Ve aşkıyla birlikte olursa ölümsüzleşeceğine inanıyor.

    Sevdiğine doyamadan ölen ve “Parlak Yıldız” şiirinde dile getirdiği arzularını gerçekleştiremeyen bu büyük romantik şair, umarım göklerde bir yerlerde, bir parlak yıldızın ardından dünyaya bakıp suya yazdırdığı adının da, yaşadığı büyük aşkın da hiç ama hiç unutulmadığını görmüş, bir anlamda yine de ölümsüzleştiğinden haberdar olmuştur.

    Sizi filmin fragmanı ile başbaşa bırakayım. Vaktiyle seyretmediyseniz, bence güne birkaç saatlik mini bir mola verin ve mutlaka deneyin…

    Dilek Vidana Tavaşoğlu

    #herfilmbirbaşkadünyayaseyahattir

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

Pages: 1 2

Sosyal Medya

Site Arşivi

Tüm yazılarımızın arşivine buradan ulaşabilirsiniz.

Yazı Arşivi

Yayın Hakları

Bu sitenin içeriği ve fotoğrafları bencetatil.com'a aittir. İzinsiz kopyalamamanızı rica ederiz. Emeğe saygınız için şimdiden teşekkürler.

İletişim

bencetatil.com'a mail yoluyla da yorum veya sorularınızı iletebilirsiniz.

admin@bencetatil.com

Birincilik odulu