"Şimdi değilse, ne zaman?"

Uzaklarda bambaşka bir dünya…

    Bir Japonya seyahatinin ardından…

    Uzak Doğu’da bir ada-ülke Japonya, yani hiçbir ülkeyle kara sınırı yok. Özellikle teknoloji alanındaki başarılarıyla dünyadaki sayılı gelişmiş devletlerden biri halinde günümüzde. Japonlar gelenekleriyle, kültürleriyle, inançlarıyla ve karakterleriyle bambaşka bir toplum. Bu farklılıklar bu ülkeye seyahati keşiflerle dolu bir serüven haline getiriyor.

    İşte bu enteresan Uzak Doğu ülkesinde 12 günlük bir serüveni yaşayan Somay Baykan izlenimlerini bencetatil.com için yazdı.

    Somay Baykan çok değerli bir aile dostumuz ve benim can arkadaşımın babası. Kendisi 72 yaşında emekli bir mimar. Turkiye’nin hemen hemen tüm şehirlerini gezmiş ve dünyada yaklaşık 40 kadar ülke ve 150 kadar şehri görebilme fırsatı bulmuş. Sevgili eşi ile gittiği Japonya seyahatinin ardından bize içinde çok enteresan bilgiler bulacağınız bu yazıyı yazdı ve bencetatil.com okurlarıyla paylaştı.

    Kendisine çok ama çoook teşekkür ediyor ve diyoruz ki:

    Orada bambaşka bir dünya var uzakta… Tanımak ister misiniz?

    Dilek Vidana Tavaşoğlu

    Japonya’ya bir bakış – Somay Baykan’ın kaleminden…

    Japonya’yı bir kaç kelime ile özetleyin derseniz, ilk aklıma gelen kelimeler DÜZEN, DAKİKLİK, ALÇAK GÖNÜLLÜLÜK ve DOĞAYA SAYGI olur.

    Japonya’nın nüfusu 130 milyon civarındadır. Adaların toplam yüzölçümü ise 377.835 km2. Ülkenin büyük bir bölümünün de iskan edilemeyecek kadar dağlık olduğu düşünülürse kilometrekareye düşen nüfus adedi Türkiye’nin 4-5 katı kadar. Buna rağmen Japon evleri düşey olarak yükseltilmemiş olup, küçük alanlara oturtulmuş ve genellikle üç veya dört katlı olarak inşa edilmişlerdir. Evlerin içi bizim eski Osmanlı evlerinde olduğu gibi tamamen boş bir hacımdan ibaret olup odaların zemini ‘Tatami’ denilen hasır yer halıları ile kaplanmıştır. Bir tatami 91X182 cm. ebadındadır. Tatamiler yan yana gelerek odanın zemini kaplarlar. Japon evlerinde  oda ebatları 4 tatami, 6 tatami gibi sözcüklerle belirlenir. Tatamiler siyah overloklarla birbirine bağlanır. Bu overlokların üzerine basmak veya oturmak ayıp sayılır. Evlerde yere oturulduğundan bir orta masası dışında pek mobilya yoktur. Küçücük bahçeler inanılmaz güzelliktedir. Japon insanı, kendi düzenini tabiat verilerine uydurarak kendine mütevazi bir yaşam tarzı seçmiştir.

     Bir Japon bahçesi

    Bir Japon bahçesi

    Yaşama alanlarının kısıtlı oluşu Japonları ciddi bir düzen içinde yaşamaya zorlamıştır. Örneğin, otolarını küçük alanlarda park etmek zorunda olan Japonlar müthiş bir hünerle onları ip gibi yan yana dizerler. Aralarındaki mesafe aynıdır. Aykırı park edilmiş bir tek araba görmeniz mümkün değildir. Japonya’da düzen ve karşısındaki insana saygı bir bütün halinde her yerde gözünüze çarpar.

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

    Dakik olmak da Japonların başka bir özelliğidir. Örneğin meşhur ‘şinkasen’ hızlı trenleri istasyonlarda sadece 3 dakika durur. Bu süre içinde trene hızla binmeniz gerekir. Aksi halde tren kapılarını kapatarak hareket eder. Şinkasen’de ancak el bagajı almanız mümkündür. Çünkü trene bagaj yükleyecek zaman yoktur. Bavullarınızı özel bir kargo şirketi ile gideceğiniz yere göndermeniz gerekir. Peronda bineceğiniz vagonun numarası işaretlenmiştir. Bu yüzden peronda koşturmanıza gerek kalmamıştır.

    Japonya’da sadelik hem mimaride hem de giyimde göze çarpar. Özellikle yaşlı insanlar, kadın veya erkek, sade bir gömlek ve pantolon giyerler. Buna karşın gençlerde abartılı ve çok renkli bir giyim gözlemledim. Özellikle genç kızların makyaj ve ayakkabıları buralarda hiç göremeyeceğiniz bir şekilde renkli ve abartılı… Kadınlarda göze çarpan diğer bir özellik de, güneşli havalarda sokakta mutlaka geniş kenarlı bir şapka ve uzun eldivenle dolaşmaları. Japon kadını için teninin beyaz renkli olması vazgeçilmez bir tutku imiş. Beyaz ten onun şehirli ve asil olduğunun, tarlada çalışan, yanık tenli, kaba cahil bir köylü olmadığının göstergesiymiş. Bu sebepten geyşalar beyaz tenle yetinmeyip yüzlerini beyaz bir boya ile daha da beyazlatırlar. Bu makyajın diğer bir anlamı da misafirine karşı duygularını gizlemekmiş.

    Geysa makyajı

    Geyşa makyajı

    Japonların resmi dini Şintoizm’dir. ‘Şin’ tanrılar, ‘to’ ise yol demekmiş. Böylece ‘şinto’ ‘Tanrıların yolu’ anlamını taşıyor. Tanrılar deyince 5-10 tane tanrı zannetmeyin; Japonya’da 8 milyon tanrı varmış. Tabiattaki her şey tanrı sayılıyor. Deniz, nehir, toprak, ağaç, gök gürlemesi, yağmur, fırtına hepsi birer tanrı. Bu sebepten Japon insanı tabiata büyük bir değer veriyor ve hediyeler vererek bu milyonlarca tanrının gönlünü hoş etmeye uğraşıyor.

    Çocukların koruyucusu tanrı heykelleri

    Çocukların koruyucusu tanrı heykelleri

    Osaka’da bir Şinto tapınağı

    Osaka’da bir Şinto tapınağı

    Osaka'da Shitonei şinto tapınağı

    Osaka’da Shitonei şinto tapınağı

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

    Japon selamı karşısındakinin önünde eğilme şeklinde. Yolda, dükkanda, otelde, lokantada herkes birbirine eğilerek selam veriyor. Buna ‘ojigi’ diyorlar.  Günaydın derken, hoşçakal derken, teşekkür ederken , özür dilerken hep ojigi selamı uygulanıyor.

    Japonların diğer bir tutkusu da temizlik. Geleneksel otellerde ve tüm Japon lokantalarında içeri girerken ayakkabılar antrede çıkarılıp verilen terlikler giyiliyor. Çok şaşırdığım bir husus da 25 kişilik bir grup halinde girdiğimiz lokantada çıkarken ayakkabılarımızın doğru olarak önümüze getirilmesi oldu. Bir numara verilmediği halde o hizmetli bunu nasıl başardı hala anlamış değilim. Ayrıca birçok Japon sokakta ağız maskesi takarak dolaşıyor. Su, meşrubat ve sandviç satan büfelerde aynı zamanda ağız maskesi de satılıyor. Sokaklar, otel önleri, köşe başları meşrubat alabileceğiniz otomatik makinalarla dolu. Japonya da susuz kalma olasılığınız hemen hemen yok gibi. Her yer bu makinalarla dolu.

    Japonlar mahremiyete çok düşkün. Lokantalar küçük küçük odacıklara bölünmüş. Lokantaya girdiğinizde grubunuzun büyüklüğüne göre sizi  uygun bir odacığa götürüyorlar. Bu odacık bazı lokantalarda tamamen kapalı, bazılarında ise açık ofislerde olduğu gibi alçak bölmelerle birbirinden ayrılmış durumda. Bu yemek odasında, ortada bizim yer masalarına benzeyen alçak uzun bir masa ve etrafında ya oturulacak sedirler veya ayakları olmayan koltuklar var. Oturduğunuz masanın etrafında boydan boya uzanan bir oyuk var. Japonlar oturduklarında ayaklarını altlarına alıyorlar. Biz ise bunu beceremediğimizden ayaklarımızı bu oyuğun içine sokuyoruz.

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

    Japonlar, özel beslenen Sumo güreşçileri haricinde ufak tefek ve zayıf insanlar.. Yemekleri çok çeşitli ve genellikle çay tabağı gibi ufak tabakların içinde bizim mezelere benzer şekilde getiriliyor. Porsiyonlar çok çok küçük olduğu için genellikle az yemek yeniyor. Ekmek olmadığı için ve deniz ürünü ağırlıklı olduğu için oldukça sağlıklı sayılabilir. Ancak çok tuzlu soslar kullanıldığından olacak Japonya’da mide kanseri vakalarına çok rastlanmakta imiş. Tempura denilen yağda kızartılmış yemekler ve meşhur Kobe bifteği bizim damak tadımıza uygun. Size bifteğin adını aldığı Kobe şehrinden bahsetmek istiyorum. Kobe, Osaka şehrine bir saat mesafede küçük bir şehir. Şehir 1995 yılındaki depremde çok ağır hasar görmüş ve hemen hemen tamamı yeniden yapılmış. Şehrin küçük bir bölümünü depremi hatırlatması için depremden hasar görmüş hali ile aynen muhafaza etmişler. Şehirde yerin üstünde 3 katlı yollar dikkati çekiyor. Japonya’da şehirlerin büyük bir bölümü deniz üstüne kurulduğundan yer altı yolları pek tercih edilmemiş. Bazen yüksek katlı yapıların yarısına kadar ulaşan 2-3 katlı viyadüklerin kenarlarına yapıları gürültü ve egzoz gazından korumak amacı ile içbükey paneller konulmuş.

    Kobe’de deprem anı köşesi ve arkada üç katlı viyadükler

    Kobe’de deprem anı köşesi ve arkada üç katlı viyadükler

    Günün birinde Japonya’ya gidecek olursanız mutlaka Kobe’deki meşhur biftek lokantalarından birine uğrayın. Etlerinin yumuşak olması için çok dar bir alanda yetiştirilen Kobe sığırlarının etleri mermer dokulu olup çok yumuşak ve lezzetli. Lokantaya gittiğinizde dikdörtgen şeklinde bir saç ızgaranın üç tarafına oturuyorsunuz. Aşçı, 3-5 cm. kalınlığında büyük bir et parçasını ve sebzeleri önünüzde 10 dakika içinde pişirip keserek size servis yapıyor. Yanında Japonya’nın milli içkisi olan saki’yi (pirinç rakısı) özel porselen kâsesinden soğuk soğuk yudumlarsanız keyfinize değecek olmaz.

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

    Japonya’da, yabancılara Japon yaşam tarzını tanıtmak üzere yapılmış geleneksel Japon otelleri vardır. Bunlardan bir tanesi olan, Hiroshima yakınlarındaki Miyajima adasındaki geleneksel bir otelde bir gece konakladık. Adaya ‘torii’ denilen ve denizin içine yapılmış sembolik bir kapıdan giriliyor.

    Miyajima’daki Şinto tapınağı giriş kapısı ( torii)

    Miyajima’daki Şinto tapınağı giriş kapısı (Torii)

    Sabahleyin karada olan ve yürüyerek ulaşılabilen bu kapıya, gelgitten dolayı gece ancak kayıkla ulaşmak mümkün olabiliyor. Ancak mabedin etrafındaki arazi, ağaçlar, deniz de mabedin bir parçası sayıldığından torii kapısı genelde mabedin çok uzağında olabiliyor.

    Otele geldiğinizde ayakkabılarınızı otelin kapısında çıkarıp kapıda sıralanmış terliklerden birisini giyiyorsunuz. Odanıza gittiğinizde de, odanın küçük antresinde, otel terliklerinizi çıkarıp bizim tokyo diye adlandırdığımız parmak arası terlikleri giymeniz gerekiyor. Otel odası boş bir mekan yani odada yatak yok. Odada alçak bir masa ve etrafında ayakları olmayan koltuklar var. Geleneksel yer minderlerinin yerine yabancılar arkalarını dayayarak oturabilsinler diye bu acayip koltukları kullanıyorlar. Japonlar yer minderlerine ayaklarını altlarına alarak oturuyorlar. Bu oturuş tarzında ayaklar kalçanın altında ve ayak parmakları birbirine bakacak şekilde oturuluyor. Sanırım bu yüzden, birçok Japon kadınının ayaklarının yürürken bariz biçimde içe bastığını ve sakat gibi göründüklerini gözlemliyorsunuz.

    Oda ‘tatami’ denilen pirinç saplarından yapılan hasırlarla kaplanmış. Pencereler de karelere bölünmüş ve cam olarak özel ve dışarıyı göstermeyen kağıda benzer bir tür cam kullanılmış. Odanın bir yanında yüklük tarzı dolaplar var. İçini açtığımızda mavi ve eflatun renkte kimonolarla karşılaştık. Dolaptaki notta ,her renkten üçer ebatta hazırlanmış olan bu kimonoları giyerek yemeğe gitmemiz öneriliyordu. Erkekler mavi, kadınlar ise eflatun renkli kimono giymeliymiş. Kimonolar iç çamaşırlarının üzerine giyilmeli ve bele bağlanan kuşakla önü kapatılmalıymış. Kadınların kuşakları ince ve erkeklerin kuşakları ise kalın yapılmış. Kimonolarımızı ve parmak arası tokyolarımızı giyerek üst kattaki yemek salonuna giderek yan yana ve karşılıklı iki sıra halinde sıralanmış yer koltuklarımıza oturduk. Önümüzdeki alçak sehpa üzerinde küçük tabaklar içinde mezeye benzeyen yiyecekler ve bir de küçük ocak var. Ayaklarımızı altımıza almak zor olduğundan herkes ayaklarını masanın altından ileriye doğru uzattı. Herkesin tabanları birbirine bakıyor. Komik bir manzara :)

    Geleneksel Japon otelinde yemek sofrası

    Geleneksel Japon otelinde yemek sofrası

    Yemekler desen daha da komik! Küçük bir tabak içinde bir adet karides, yine küçük tabaklar içinde çiğ balık lokmaları ve küçük bir ahşap fıçıcık içinde haşlanmış pirinç. En tuhafı da küçük bir kase içinde kırılmış çiğ bir yumurta. Sonra geleneksel giysilerini giymiş bir kadın geldi ve önümüzdeki ocakları yaktı. Biz ne olacağını anlamadan önümüze bakmaya devam ettik. Bunu gören kadın bana gelip içinde balık parçalarının bulunduğu tabağın üstüne çiğ yumurtayı boca etti ve tabağı ocağın üstüne koydu. Yemek biraz pişince yenilinebilir bir hale geldi. Üzerine de bol bol buzlu Japon pirinç rakısı ‘sake’ yi de içince keyfimiz yerine geldi.

    Geleneksel Japon yemekleri

    Geleneksel Japon yemekleri

    Yemekten sonra kimonolarımız ve ayağımızdaki eski hamam nalınlarına benzer terliklerle Şinto tapınağına doğru yola çıktık ama yarı yolda geri dönüp ayakkabılarımızı giydik. Yoksa bu takunyalarla ayağımızın kırılması işten bile değildi.

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

    Kyoto’da bir akşam ‘Gion’ isimli bir geyşa evine yemek yemeye gittik. Ev bahçe içinde tek katlı bir villa. Avludan girince geniş bir salona alındık. Tabii salona girmeden ayakkabılar çıkarıldı ve terlikler giyildi. Salonda yine yan yana sıralanmış yemek sehpaları ve arkalarında ayaksız koltuklar var. Salonun solunda hafif yüksek bir platform yer alıyor. Biraz sonra içeriye geleneksel kimonolarını giymiş, yüzleri bembeyaz boyalı ve saçları topuz yapılmış üç tane geyşa girdi. Biraz İngilizce konuşuyorlar ve herkesle sohbet etmeye çalışıyorlar. Bu arada içki kadehlerini doldurarak ‘sake’ ikram ediyorlar. Yemek başlayınca kimonolu yaşlıca bir kadın sahnenin kenarında diz çökerek ‘shamisen’ denilen Japon sazı ile şarkı söylemeye başladı. Geyşalar da önce birer birer sonra topluca sahneye çıkarak dans ettiler. Daha sonra bizler sahneye çıkarak geyşalarla fotoğraf çektirdik ve gece de, üst üste içilen sake’lerin verdiği keyifle sona erdi ve otelimize geri döndük.

    Shamisen çalan geyşa eskisi ve dans eden geyşa

    Shamisen çalan geyşa eskisi ve dans eden geyşa

    Japonya’da keyifli bir 12 gün geçirerek farklı bir kültürü tanıma olanağı bulduk. Japonya’ya gitmenizi hararetle tavsiye ederim. Bilinenin aksine büyük şehirlerde yemek fiyatları ve alışveriş çok pahalı değil. Hele ki İstanbul’da yaşıyorsanız!

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

Pages: 1 2 3 4 5 6 7

  • Ali

    Valla bende gitmeyi ççok isitoyrum açıkçası

    • Dilek

      Gerçekten enteresan bir dünya, imkan bulunca gidip görmek lazım…

  • Mistik

    Paylaşım İçin Teşekkürler!

    • Dilek

      Beğenmenize sevindik, iyi günler :)

  • Füsun Erdoğanlar Bengisu

    Somay Bey,

    meslektaşınız olarak bu güzel gezi yazınızı keyifle okudum. Elinize emeğinize sağlık…

    Füsun Erdoğanlar Bengisu

  • Sercan Çepni

    Çok güzel yerlermiş gerçekten.

    • Dilek

      Teşekkürler, öyle görünüyor gerçekten de…

  • Gezgin Anne

    Japonya gezisi yapmak için araştırma yaparken yazınıza denk geldim ve bir çırpıda okudum. Baharda gitmeyi düşünüyoruz tabii bizimki çocukla bir seyahat olacağı için daha planlı olmak gerekiyor. Verdiğiniz bilgiler ve resimler çok güzel. Birkaç resmi linkinizi vererek bloğumda paylaşmak isterim izninizle.
    Sevgiler, Deniz

    • Dilek

      Sevgili Deniz Hanım,
      Yazı ve fotoğrafların sahibi Somay Bey’e de danıştık. Referans verdiğiniz ve link eklediğiniz sürece bizim için bir mahsuru olmadığı gibi bilhassa mutluluk duyarız. Bu arada bu sayede sizin güzel sitenizden de haberdar olduk, artık biz de gitmediğimiz yerler için sizi de takip ederiz.
      Sevgiler…

  • ahmet ışıklar

    Somay Kardeşim, Japonyayı o kadar güzel ve renkli anlattın ki gitmeme gerek kalmadı. Gözlerinden öpüyorum.

Sosyal Medya

Site Arşivi

Tüm yazılarımızın arşivine buradan ulaşabilirsiniz.

Yazı Arşivi

Yayın Hakları

Bu sitenin içeriği ve fotoğrafları bencetatil.com'a aittir. İzinsiz kopyalamamanızı rica ederiz. Emeğe saygınız için şimdiden teşekkürler.

İletişim

bencetatil.com'a mail yoluyla da yorum veya sorularınızı iletebilirsiniz.

admin@bencetatil.com

Birincilik odulu