Eveeet, tatil hikayemize başlamadan önce biraz da Yunanlılardan ve Yunan mutfağından bahsedelim.

Yunanlılar ve Yunan mutfağı

İşin açıkçası bu tatile çıkmadan önce en merak ettiğim konulardan biri Yunanlıların bize nasıl davranacağı idi. Beklentimin çok üzerinde sıcakkanlı davranmaları beni oldukça şaşırttı, demek ki hafif tedirginmişim malum tarihimizin etkisinde kalarak… Elbette her çeşit düşüncede insan vardır yine de, ama en azından otelde, restoranlarda, kafelerde, dükkanlarda gayet hoş karşılandık. Turist olduğunuzu anlar anlamaz, “Nerelisiniz” diyorlar İngilizce. “İstanbul’dan geldik” der demez Türkçe’ye dönüp, güleryüzle “Hoşgeldiniz, buyrun…” diye başlıyorlar. Restorana oturuyorsunuz garsonlar geliyor, masaya birşey koyuyor, sonra yine Türkçe “Afiyet olsun” diyorlar. Sohbet etmek için fırsat yaratıyorlar, konuşkanlar. Kiminin arkadaşı, tanıdığı var İstanbul’da, kiminin annesi veya babası İstanbul’da doğmuş. Başlıyorlar tanıdıkları Türkleri anlatmaya. Gerçi üzgün ve kırgın olanlar da var – hani şu mübadele zamanının yaşattığı hüznü unutamamış olanlar veya o zamanları büyüklerinden dinlemiş olanlar. Biliyorsunuz 1924 Mübadelesi sonunda Yunan topraklarındaki Türkler buradan göç etmek zorunda kalmıştı, aynen Anadolu’daki Rumlar gibi.  Yine de çoğunlukla Türkiye denilince gülümseyen yüzlerle karşılaştık.

Bazı restoranların önündeki tabelalarda Türkçe yazılmış yazılar görünce şaşırmayın, bazı kelimeleri yanlış yazıyorlar ama olsun, jestleri yeter 🙂

Restoranların önündeki tabelalardan biri...

Restoranların önündeki tabelalardan biri…

Bir de Yunanlılar ile Türklerin  ortak yanları oldukça fazla. Yani inanılmaz benziyoruz birbirimize. Şehirlerdeki ve kasabalardaki, hatta tatil beldelerindeki mimari ve genel görünüm benziyor. İnsanlarının sıcakkanlılığı benziyor. Kamyonette karpuz satan karpuzcusu da var, eskicisi de.

Selanik'deki karpuzcu

Selanik’deki karpuzcu

Arabamızın camını silmek isteyen gençlerden tutun da masamızın başında “Please, please” diyerek ille elindeki gülü satmaya çalışan çocuklar da ülkemizi anımsattı bize. Dokunarak ve hatta bazen sarılarak konuşmayı seviyorlar. Akdeniz ve Ege insanı genelde sıcakkanlı olur ya, işte Yunanlılar da öyle. Hele yolda birine bir yer sorun, bir yardım isteyin, canla başla uğraşıyorlar yardım etmek için. Yılların ortak geçmişi ve yaşanmışlığı, ortak coğrafya ve iklim, benzer bir kültür oluşturmuş sanırım, sık sık bize benzettim onları.

Yunan yemekleri de bizim yemeklere oldukça benziyor. Ben en çok köftelerine bayıldım. Sade ızgara köfte de var, altında pidesi, üzerinde domates sosu ve yoğurtlu olanı da. Porsiyonlar genellikle oldukça büyük.

İkinci en bayıldığım yemekleri musakka oldu. Bir sıra patates dizmişler tepsiye sonra salçalı kavrulmuş kıyma sonra bir sıra patlıcan ve yine kıyma, en üstte de beşamel sos ve kaşar. Fırına veriyorlar, börek gibi dilim şeklinde kesip getiriyorlar. Enfesti.

Mezelerden patlıcan salataları güzel, çoğu yerde yaprak sarma da oldukça lezzetliydi.  Kırmızı biberin içine beyaz peynir doldurmuşlar, o da çok güzeldi. Tzatziki dedikleri meze bizim cacığın süzme yoğurtla yapılmış olanı, bizim hoşumuza gitti, güzel olmuş. Greek salad diye bir salataları var, her yerde bulabilirsiniz. Bizim çoban salatasını yaparken benim gibi üşenip kocaman kocaman doğramışlar malzemeyi, sonra da üzerine beyaz peynir, zeytinyağı ve nane eklemişler. İşte öyle birşey.

Etli dolmaları da güzeldi, yoğurt istedim, onu da getirdiler, tam evdeki gibi oldu, tek farkı yanında patates ile servis ediyorlar. Mücver nefisti ama kocamandı porsiyon… Beyaz peyniri susama bulayıp kızartıp, sonra da üzerine hafif bal döktükleri bu meze hem tatlı hem tuzluydu, biz sevdik. Menüde “Fried Feta cheese with sesame” diyordu. Yanındaki limona pek anlam veremediğimiz için kullanmadık ama kahverengi sos lezzet kattı. Bu  arada Feta cheese dedikleri bildiğimiz beyaz peynir. Biraz sert ve az yağlı olanından.

Kalamarlar çok yumuşak, hafif ve lezzetliydi ama limonla servis ediliyor, bizim alıştığımız tarator sosu olmayınca tadını alamadım, çok yavan geldi. Gerçi eşim çok beğendi, böyle de iyi dedi.   Bir de benim, masada görmeye zor tahammül ettiğim ama eşimin yemekte ısrar ettiği deniz ürünleri var. Lezzetlerini ona sordum, ben dediğim gibi, tatmak şöyle dursun zor bakıyorum. İçi peynir ve domates karışımı ile doldurulmuş kalamarlardan tutun da, ahtapot bacağına, soslu veya sossuz karideslere kadar birçok seçenek vardı ve bizimki hepsine bayıldı.

İçkilere gelince, şu meşhur Ouzo dedikleri bildiğiniz rakı… Çoook hafif bir tat farkı hissedilse de basbayağı rakı işte. Bir dolu da çeşidi var. İçimi hoş ve hafifti denediklerimizin. Ama iki akşam ouzo bana yetti ve aslıma döndüm, yani şarap ve birasever halime… Yunan biralarından Mythos ve Fix en güzelleriydi. Yunan şarapları içinde ise ben en çok Calliga’yı sevdim… Bu arada bizim Türk Kahvesinin adı orada Yunan Kahvesi, yani Greek coffee. Tereddütle ısmarladım önce ama aynen bizim kahvenin tadındaydı, nerede istesem güzel yaptılar. Soğuk kahveleri var bir de – frappe. Bana acı geldi ama eşim sevdi.

İşte böyle bildiğiniz tanıdığınız lezzetlerin çok benzeri veya az biraz değişiği Yunan mutfağını oluşturuyor. Pilavları ve makarnaları, ve hatta tortellinileri de güzeldi, hamur işi krizine girdiğimde hepsini denedim ve çok beğendim.

Yunan yemekleri

Yunan yemekleri

Fiyatlar aşağı yukarı aynı gibiydi sanki tüm restoranlarda…İki kişi yemeğe oturup, masaya patlıcan salatası, kalamar, sarma veya kızarmış peynir gibi birkaç çeşit meze istediğinizde, bir de ana yemek olarak et, balık veya pizza, tortellini türü birşey aldığınızda ve de yanında şarap, bira veya ouzo içtiğinizde hesap genellikle 30 ile 40 Euro arasında geliyordu.

Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama