"Şimdi değilse, ne zaman?"

Baştan başa Arnavutluk Gezisi

    Sevgili gezi yazarı Süha Zuhal Kılıç, baştan başa bir Arnavutluk Turu gezi yazısı sunuyor bize. İçinde bir de Yunanistan’ın İyonya Denizindeki adalarından biri olan Korfu‘ya günübirlik gezi hikayesi var bonus olarak 🙂

    Biz şahsen Arnavutluk’un bu kadar güzellikler barındırdığını bilmiyorduk, o yüzden bu nefis gezi yazısı ve tüm keyifli bilgilendirmeler için Süha Zuhal Kılıç‘a tekrar çok teşekkür ediyoruz…

    ****

    Balkan kültürünün Adriyatik Denizi ile buluştuğu yer: ARNAVUTLUK

    Rüya gibi geçen İtalya seyahatimizden dönerken, Venedik’in etkisinden henüz çıkmamışken, uçakta çoktan yeni hayaller kurmaya başlamıştım. Hırvatistan’ın dantel gibi işlenmiş Adriyatik kıyıları ve inci gibi serpiştirilmiş adalarının üzerinde uçtuğumuzu fark ettiğimde yakın gelecekteki rotalardan birinin baştan başa Hırvatistan olmasına karar verdim. Yıllar önce önce havadan çekilmiş fotoğraflardan oluşan kartpostallarını aldığım Dalmaçya kıyılarını bir dron gibi yukarıdan görmek muhteşemdi. Uçağın penceresinden adaları ve kıyıları izlerken birden adalar geride kaldı ve uçağın rota göstergesinde Arnavutluk üzerinden uçmaya başladığımızı gördüm. İtalya’dan döndükten iki hafta sonrası için on günlük bir Arnavutluk planımız zaten hazırdı. Yukarıdan görüp fotoğraflarını çekmeye çalıştığım Arnavutluk kıyılarının iki hafta sonra gerçekten kıyısında hatta Adriyatik denizinin içinde olacağımız fikriyle gülümseyerek yolculuğumuzu tamamladık.

    Adriyatik Denizi, Hırvatistan Adaları

    Adriyatik Denizi, Hırvatistan Adaları

    Arnavutluk Kıyıları

    Arnavutluk Kıyıları

    İŞKODRA

    Balkan Yarımadası’nın en büyük gölü olan İşkodra Gölü’nü Karadağ’a gittiğimizde aklımın bir köşesine not etmiştim. Karadağ ve Arnavutluk’a sınır olan İşkodra Gölü’nü Karadağ tarafından görmek kısmet olmamıştı, Arnavutluk seyahatine İşkodra’dan başlamaya karar verdik. Zaten küçük bir ülke olan Arnavutluk’u otobüsle baştan  başa gezecektik. Balkanlar’a giden otobüs firmalarından Alpar Turizm ile daha önceden de yolculuk etmemiz ve son durak İşkodra’ya giden tek firma olması sebebiyle yine Alpar’ı tercih ettik. Tabi ki İşkodra ’yı seçmemin sebebi sadece göl değildi. İşkodra Arnavutluk’un hem en eski, tarihi hem de en yeşil şehri. Kuzey Arnavutluk’un doğası güney kesimle kıyaslarsak çok daha görülmeye değer, ama güneyde de Adriyatik var 🙂

    Arnavutluk’a gitmeden önce tüm araştırmalar yapılmış, oteller ayarlanmış, gezilecek şehirler planlanmıştı. Ama gitmeden önce tüm ayrıntıları düşünen ben, sadece şehirlerarası yolculuğu nasıl yapacağımızı kestiremiyordum. O yüzden bu seyahatimiz biraz maceralı oldu. Tarihi ve doğal güzellikleri görülmeye değer olan Arnavutluk turizm ve tanıtım açısından çok zayıf. Şehirlerarası ulaşımın sıkıntılı olduğunu zaten okumuş ve bunu bilerek yola çıkmıştık. Gitmeden önce bağlantı kurduğum yerel turizm büroları, gün içinde ulaşımın çok sık olmadığını, belli başlı otogarların olmadığını, indiğimiz yerden gitmek istediğimiz yer ile ilgili bilgi almamız gerektiğini otobüs yoksa furgon denilen birkaç kişilik taksilerin kullanılabileceğini söylediler. Bütün bunları bilerek yola çıktığımız için herhangi bir aksaklık söz konusu olabilir diye dönüş biletimizi açık bilet olarak aldık ve tahmin ettiğimiz gibi birkaç ufak aksaklık dışında planda pek bir sapma olmadan on günlük seyahatimizi on bir gün ile tamamladık. Çok da iyi oldu çünkü Arnavutluk’ta en çok beğendiğimiz şehirlerden biri olan Berat‘ı günübirlik gezmeyi planlamışken otobüs saatlerinin uymaması nedeniyle bir gece Berat’ta konaklamış olduk. Her işte bir hayır vardır sözü ne kadar da doğru! Akşamüzeri başlayan yağmurun ardından ortaya çıkan ve hayatımda gördüğüm en güzel gökkuşağı Berat’taydı!!

    Biz otobüse Keşan’dan bindik, İpsala sınır kapısında çok beklettiler yolculuk yaklaşık on iki saat sürdü. İşkodra’ya vardığımızda otobüsü top sahasının yanına çektiler, herkes dağıldı biz etrafta taksi göremeyince önce bir birbirimize baktık 🙂 Sonra biraz Türkçe bilen Arnavut muavin bize yardımcı oldu, telefon etti ve kalacağımız otelden genç bir çocuk bizi almaya geldi. Sabaha karşı verdiğimiz mola esnasında bir şeyler yediğimiz için henüz acıkmamıştık ve otele yerleşip biraz dinlendikten sonra, iki gün kalacağımız İşkodra’da vakit kaybetmeyerek Rozafa Kalesine gitmek üzere şehir merkezine yürüdük, kaldığımız süre boyunca açık bulamadığımız turizm bürosunun önünden taksiye binerek önce kaleye sonra da İşkodra Gölü’nü görmeye gittik. Bu arada hava inanılmaz sıcak ve nemliydi.

     

    Rozafa Kalesi, İşkodra, Arnavutluk

    Rozafa Kalesi, İşkodra, Arnavutluk

    Rozafa Kalesi, İşkodra, Arnavutluk

    Rozafa Kalesi, İşkodra, Arnavutluk

    Rozafa Kalesi, İşkodra, Arnavutluk

    Rozafa Kalesi, İşkodra, Arnavutluk

    Rozafa Kalesi şehrin hemen girişinde yaklaşık 4 hektar alan üzerinde konumlanmış yüksek bir tepenin üzerinde bulunuyor. Milattan önce 4. yüzyıla dayanıyor tarihi. Tarihte birçok istilaya uğramış, 1479’da da Kanuni Sultan Süleyman tarafından ele geçirilmiş. 2. avludaki 1319 tarihli Saint Stephen Kilisesi var, yazılanlara göre Venedik izleri de taşıyan kilise fetihten sonra camiye dönüştürülmüş. Oldukça heybetli görünen binadan sadece duvarlar ve bazı sütunlar kalmış, bir de minaresinin kaidesi.

     

    Rozafa Kalesi, İşkodra, Arnavutluk

    Saint Stephen Kilisesi, İşkodra, Arnavutluk

    Kalenin acıklı bir de efsanesi var :

    Efsaneye göre, 3 kardeş kaleyi inşa etmeye başlar, ancak gündüz diktikleri duvar gece yıkılır. Bir türlü kaleyi tamamlayamazlar. Bir gün yaşlı bir adam onlara kaleyi ayakta tutmak için yapmaları gerekeni söyler. Ertesi gün kardeşlerden hangisinin eşi yemek getirirse, onu canlı canlı kalenin duvarlarına gömmeleri gerekmektedir. Kardeşler eşlerine bunu söylememeye karar verir, ancak ağabeyler sözlerinde durmaz ve eşlerine durum anlatır. Ertesi gün en küçük kardeşin eşi Rozafa yemekleri getirir. Kadın diri diri gömülmeyi kabul eder ancak bir şartı vardır: Bebeğini görebilmek için sağ gözü, ona sarılmak için sağ kolu ve onu emzirebilmek için de sağ göğsü dışarıda kalmalıdır. Rozafa duvarlara gömüldükten sonra kalenin duvarları yıkılmaz. Her yağmurda kaleden aşağı akan su kireç taşlarının etkisiyle beyaz bir renk alır ve halk arasında bu “Rozafa’nın sütü” olarak kabul görür.

    Tabii ki sadece kale duvarları ve efsane değil ilginç olan, bir de müze var içeride.

    Kaleden şehrin büyük bir kısmı, İşkodra Gölü, Buna ve Drin  nehirleri görülebiliyor. Buna nehrinin kaynağını Bosna Hersek, Blagaj’da, Drin nehrinin kaynağını ise Makedonya’da görmüştük buralara kadar geliyorlarmış meğer. İşkodra alabildiğine yeşil…Bir zamanlar eski İşkodra’nın merkezinde olan Kurşunlu Cami kurşun olan kubbesinin parıl parıl parıldaması ile hemen farkediliyor. Göle giderken yolumuzun üzerinde olan bu camiyi de ziyaret ettik. Kurşunlu Cami, komunizm dönemindeki yıkımdan kurtulan tek cami olma özelliği taşıyormuş. Bu arada caminin bulunduğu bölgeyi sürekli su bastığı için kullanılmıyor ve restore edilmeyi bekiyormuş.

    Buna ve Drin Nehirleri, İşkodra, Arnavutluk

    Buna ve Drin Nehirleri, İşkodra, Arnavutluk

    İşkodra, Arnavutluk

    İşkodra, Arnavutluk

    İşkodra, Arnavutluk (Kurşunlu Cami görülebir)

    İşkodra, Arnavutluk (Kurşunlu Cami görülebir)

    Kurşunlu Cami, İşkodra Arnavutluk

    Kurşunlu Cami, İşkodra Arnavutluk

    Kurşunlu Cami, İşkodra Arnavutluk

    Kurşunlu Cami, İşkodra Arnavutluk

    Kaleden aşağı inerken trafiği alt üst etmesine ve taksi şoförünü kızdırmasına rağmen bir de Arnavut düğünü ve araba konvoyu görmüş olduk. Bir süre sonra İşkodra Gölü’ne vardık. Gölün bulunduğu çevre kafelerin ve pansiyonların olduğu ve bence çok fazla albenisi olmayan bir bölgeydi. Tabii ki biz sadece az bir kısmını görmüş olduk, etrafında dolanmadık. Küçük bir plaj vardı. Etraf çok albenili değildi ama göl ekosisteme olan katkısı ve pelikanların yaşam alanı olması sebebiyle çok önemli ve değerli. Alabildiğince mavi. Mavi olan her şey ne huzur verici… Bir de hüznün rengi derler. Gölün Arnavutça adı Shiroke.

    İşkodra Gölü, Arnavutluk

    İşkodra Gölü, Arnavutluk

    Kale ve göl turundan sonra biraz acıkmış olduğumuz için şehri gezmeden önce bir yemek molası vermemiz gerekiyordu. Bu arada planıma göre şehir içindeki gezilip görülecek yerleri geldiğimiz ilk gün bitirmeliydik çünkü ertesi günü bizi uzun, yorucu ve bir o kadar da muhteşem bir kanyon turu bekliyordu.

    İşkodra’da ve Arnavutluk’ta genel olarak yemekler diğer Balkan ülkelerindeki gibi hem damak tadımıza uygun hem de çok lezzetliydi. Özellikle sulu yemek tadındaki çorbaları ve güveçleri çok seviyoruz biz.

    Yemek ve dinlenme molasının ardından keşfe, bizim otelimize giden yol ve Rozafa kalesine giden yolun kesiştiği, Rozafa otel, turizm bürosu ve şehirlerarası otobüs ve furgonların önünden hareket ettiği radyo Shokoder binasının da bulunduğu, Beş Kahraman Meydanı’ndan başladık. Çok da bir özelliği olmayan bu meydanda yeni bir Tiyatro binası, bir de demokrasi anıtı var. Burası İşkodra’nın merkez meydanıydı. Eskiden meydanın ortasında 2. Dünya Savaşı sırasında kahramanlık gösteren 5 partizanın heykeli varmış, ancak yıkılarak yerine ortasında metal tüpler olan bir havuz yapılmış.

    Beş Kahraman Meydanı, İşkodra, Arnavutluk

    Beş Kahraman Meydanı, İşkodra, Arnavutluk

    Meydanın bir tarafında ise büyük Ebu Bekir Camii ve ağaçlık bir alanın arasından görünen saat kulesi var. Zamanında kulenin üzerinde doğal olarak bir saat de varmış, ama Enver Hoca’nın emriyle Gjirokastra’deki kaleye nakledilmiş.. Colloseo Hotel’den başlayıp ilerideki Branko Kadija Sokağı’nı takip ederek Katolik Katedrali’ne kadar olan Gjuhadol Mahallesi sıra sıra lokantaları, kafeleri, sanat galerileri, dükkanlarıyla İşkodra’nın en popüler ve turistik bölgesi. Genelde geleneksek restorantlar var. Bu caddenin karşı istikametindeki caddede ise, yanılmıyorsam 13 Dhjetori Caddesi olacak adı, hava karardığında bira festivali sebebiyle müzik sesi gittikçe yükseliyordu ve şehir neredeyse buraya akmıştı. Biz de bahaneyle ülkenin yerel iki birasından biri olan Elbar birasını tam da bira festivalinde tatmış olduk. Diğer bira ise Korça birası onu da Korça şehrinde ve bira fabrikasını gezerken tattık.

    Eski Saat Kulesi, İşkodra, Arnavutluk

    Eski Saat Kulesi, İşkodra, Arnavutluk

    Ebubekir Cami, İşkodra, Arnavutluk

    Ebubekir Cami, İşkodra, Arnavutluk

    İşkodra, Arnavutluk

    İşkodra, Arnavutluk

    Arnavutluk’a aslında kışın gitmeyi planlıyorduk. Ancak planı yaza çevirmemiz çok isabetli olmuş çünkü kışın gitseydik hem ulaşım sıkıntısı daha fazla olurdu hem de muhteşem Koman Gölü ve Shala Nehri turunu içeren Kanyon turunu yapamazdık. Marttan Ekime kadar olan süre dışında turlar gerçekleştirilmiyormuş. İlk defa ne zaman ve nasıl haberdar olduğumu hatırlamıyorum ama Arnavutluk’a gidince mutlaka yapılması gereken Koman Gölü ve kanyon gezisini o anda kafama koymuştum. Turist danışma ofisi her daim kapalı olduğundan bilgi alamadığımız için kendi imkanlarımızla tura dahil olma yollarını aradık. Birkaç acentaya gittik ancak tura katılmamız için en az 20 kişilik bir ekip oluşturmanız gerekir dediler. Bu da imkansızdı. Son bir kez şansımızı deneyerek büyük bir otel olan Rozafa Otel’in resepsiyonundaki görevliden tatmin edici bilgileri aldıktan sonra bir oh çektik, içimiz rahatladı. Çünkü buraya kadar gelmişken en çok görmek istediğimiz yeri görmeden dönemezdik. Ertesi sabah erkenden bu otelinin önüne gelecek ve bizi tura katılmak üzere Koman Gölü’ne teknelerin hareket ettiği limana götürecek olan minibüse binecektik. Ertesi sabah 06.30 da Rozafa Otelin önüne geldik ve şoför bizim gibi tura katılacak olan birkaç turisti de belli noktalardan toplayarak Koman’a doğru yola koyuldu. Nereye gittiğimizi çok da bilmeyerek yaklaşık 2 saat süren uçurumlu ama bir o kadar da güzel manzaralı yollardan geçerek Koman Gölü’ne vardık. Bu arada yollar çok bozuk ve tehlikeli olduğu için yüksek araçlarla gidiliyormuş minibüs ya da jip gibi. Dediğim gibi yol boyunca muhteşem manzaralar eşliğinde biraz da heyecanla Koman Gölü’ne vardık. Bizim gibi teknelere binmek için bekleyen her milletten insan vardı. Saat 10.30 daki tur için bilet aldık. Gezi 6 saat sürecek, içinde yemek ve yüzme molası da olacaktı. Sabahın ilk saatlerinden itibaren hava o kadar sıcaktı ki mayolarımızı yanımıza almadığımıza pişman olduk. Fakat ilerleyen saatlerde hava öyle bir döndü ki değil suda yüzmek, yağmur ve fırtınadan sağ salim kurtulup, limana dönme telaşına girdik 🙂 Teknede yanına mont almayan da bir ikimizdik ve açıkçası hasta olmadan eve dönmemize çok sevindim 🙂

    Koman Gölü’ne giderkenki yol manzaraları, Arnavutluk

    Koman Gölü’ne giderkenki yol manzaraları, Arnavutluk

    Koman Gölü’ne giderkenki yol manzaraları, Arnavutluk

    Koman Gölü’ne giderkenki yol manzaraları, Arnavutluk

    Koman Gölü’ne giderkenki yol manzaraları, Arnavutluk

    Koman Gölü’ne giderkenki yol manzaraları, Arnavutluk

    Koman Gölü Limanı, Arnavutluk

    Koman Gölü Limanı, Arnavutluk

    Tekne ile de gidilebilen bazı destinasyonlar, Koman, Arnavutluk

    Tekne ile de gidilebilen bazı destinasyonlar, Koman, Arnavutluk

    Ve beklediğimiz gezi başlıyor!!!

    Koman, Arnavutluk

    Koman, Arnavutluk

    Koman, Arnavutluk

    Koman, Arnavutluk

    Koman, Arnavutluk

    Koman, Arnavutluk

    Biz altı saatlik geziyi tercih ettik ama aslında bu kanyonda arabalı feribotlarla Kosova‘ya kadar gidiliyor hatta biz teknedeyken yanımızdan bir tanesi geçti. Hem kanyonu boydan boya görmek için hem de ulaşım aracı olarak süper bir alternatif.

    Koman, Arnavutluk

    Koman, Arnavutluk

    Tekneler basit, çok keyifli, İngilizce konuşan rehber de var. Zümrüt rengi suyu, Arnavutluk Alp dağlarını, fiyordları ve vadileri görünce kendi kendime Tayland’ın doğasına benziyor demiştim, Koman’a zaten Arnavutlar da Arnavutluk’un Tayland’ı diyorlarmış meğer. Çok güzeldi tam bir doğa harikası! Daha uzun turlar ile Valbona vadisi ve Teth şehrine de gidiliyor ama biz günübirlik bir tur tercih ettik, diğeri çok uzak olduğu için konaklamalı oluyormuş … Kimbilir belki bir dahaki sefere.

    Tekneye bindiğimizde önce arıza çıkaran teknenin motorunu tamir ettiler, bize de beklerken elma ve likör ikram ettiler. Kimse homurdanmadı, mırın kırın yapmadı. O sırada rehber gerekli bilgileri verdi. Teknede Alman, Amerikalı, Polonyalı, Fransız aileler vardı ve herkes sanki kırk yıldır tanışıyor gibi hemen kaynaştı. Motor tamir edilip yola çıktığımızda ise hemen fotoğraf makinelerine sarıldık ve sohbet kesildi, tek kelime ile büyülenmiştik. 35 km uzunluğundaki kanyonun sadece bir kısmını gezdik, kanyonda yaşayan balık, yengeç ve kuş türlerini, Barış Adası denilen küçük bir adayı, Lurdha Mağarası’nı ve bazı çiftlikleri, yolculuğun sonlarına doğru da Koman Gölü’nü besleyen nehirlerden biri olan Shala Nehri’ni gördük bir saat yüzme ve Blini Milli Parkı’nı gezme süresi verildi. Shala Nehri’ne varmadan önce bir aile işletmesi olan bir çiftlikte ailenin hazırladığı öğlen yemeğini yedik. Kanyon nasıl zümrüt rengiyse Shale Nehri de kristal gibi berrak ve açık bir maviydi…

    Koman, Arnavutluk

    Koman, Arnavutluk

    Koman, Arnavutluk

    Koman, Arnavutluk

    Koman, Arnavutluk

    Koman, Arnavutluk

    Koman, Arnavutluk

    Koman, Arnavutluk

    Shala Nehri ve Blini Milli Parkı, Arnavutluk

    Shala Nehri ve Blini Milli Parkı, Arnavutluk

    Shala Nehri ve Blini Milli Parkı, Arnavutluk

    Shala Nehri ve Blini Milli Parkı, Arnavutluk

    Shala Nehri ve Blini Milli Parkı, Arnavutluk

    Shala Nehri ve Blini Milli Parkı, Arnavutluk

    Dediğim gibi Arnavutluk gezisinde biz her yeri çok sevdik ama Koman Gölü bir başka güzeldi. Yeşile ve maviye doyduk, uluslararası bir ortamda bulunmaktan çok hoşlandık, yine iki saatlik taş toprak ve uçurumlu yollardan yağmur yağmaya devam ederken İşkodra’ya döndük. Dönüşte herkes uykuya daldı, açık hava ve yeşil bizi çarpmıştı.

    Şehre vardığımızda, Beş Kahraman Meydanı’nda rehberimiz ve turdaki kişilerle vedalaşarak yemek yemek üzere geleneksel bir restoranta uğradık ve yarınki yolculuğa hazırlanmak üzere otele döndük.

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

     

    TİRAN

    İşkodra’da planladığımız gibi iki gün geçirdikten sonra gezide en az beklenti ile ziyaret edip bir gece kalacağımız başkent Tiran’a doğru yola koyulmak üzere, hareket etmek için şehirlerarası otobüsün dolmasını beklemek yerine beş kişilik furgon taksiye atladık. İşkodra Tiran arası 2 saat. Arnavutlukta yollar çoğu yerde tek şerit ve bozuk. Çok hız yapılamıyor. Otobüsler de oldukça vasat.

    Tiran’a varınca otele taksi ile gittik. Çok şirin, tam şehrin göbeğinde bir aile işletmesi olan otelde kaldık. Otelimiz Tiran’ın merkezi sayılan İskender Bey Meydanı’na yürüyerek çok yakındı. Dediğim gibi Tiran’dan çok bir beklentimiz yoktu. Biraz Bükreş havasında, sanki şehirde kalmasak da olur diye düşünüp ama aslında gezdikçe ne kadar temiz, düzenli, nezih ve kendini sevdiren bir şehir olduğunu gördük ve iyi ki de bir gün kalmışız dedik. Zaten kalmamız gerekiyordu çünkü Tiran’a gelme sebeplerimizden biri yarım saat uzaklıkta olan Durres şehrini gezmekti. Şehir isimlerinin Türkçe karşılıkları var Durres’inki Dıraç.

    Tiran’a gelip otele yerleştikten sonra, otel resepsiyonundaki genç çocuktan ulaşım ile ilgili (yeterli olmayan) bilgileri aldık ve ilk önce Tiran’dan daha çok görmek istediğim Durres’e gitmeye ve Tiran’ı akşama doğru gezmeye karar verdik. Otogar olmadığı için furgonların kalktığı yeri tarif etmeye çalışan genç eksik bilgi verince biz de bilet bayilerindeki görevlilerden yardım almaya çalışırken, herkes iki elini birleştirip kartal kanadına benzeyen bir işaret yaparak bir şeyler anlatmaya çalışıyordu ve Shqipetar diyip duruyorlardıJ Shqipetar’ın Arnavutluk ülkesinin resmi adını biliyordum ama kartal anlamına geldiğini bu yol tarifi sırasında öğrendim. Bir de bilindiği gibi Arnavutluk bayrağının üzerinde çift başlı kartal var ve bu kartal sembolünü şehrin her yerinde, hediyelik eşyalarda, tişörtlerde, aklınıza gelebilecek her yerde görebiliyorsunuz. Meğer bu kartalın hikayesi de şöyleymiş :

    Bir genç dağlarda avlanmaktadır. O sırada üzerinde uçmakta olan bir kartal yalçın bir kayalık tepesine konar. Kartalın geniş kanatları vardır ve gagasında bir yılan tutmaktadır. Bir süre sonra, kartal yuvasının bulunduğu kayalıktan uçup gider. Genç de ardından onu gördüğü o yalçın kayalığın tepesine doğru tırmanır. Yuvada, bir kartal yavrusu ölü yılanla oynamaktadır. Fakat yılan henüz ölmemiştir! Aniden canlanıp dişlerini gösterir ve ölümcül zehiriyle kartal yavrusunu ısırmaya hazırlanır. Genç çabuk davranıp yayını alır ve okuyla yılanı öldürür. Sonra kartal yavrusunu alır ve evine doğru yola koyulur. Aniden tepesinde kartalın büyük kanatlarının çırpış seslerini duyar.

    “Niye yavrumu kaçırıyorsun?” diye bağırır kartal.

    “Yavrun artık bana ait çünkü senin öldüremediğin yılandan onu ben kurtardım,” diye cevap verir genç.

    “Bana yavrumu geri ver! Ben de sana ödül olarak gözlerimin keskinliğini ve kanatlarımın gücünü vereyim. Yenilmez olacaksın ve benim adımla çağırılacaksın.”

    Böylelikle genç, kartal yavrusunu geri verir. Kartal yavrusu büyüdükten sonra, artık bir yetişkin olan ve yayı ve oklarıyla ormandaki birçok vahşi hayvanı, kılıcıyla ülkesinin birçok düşmanını öldüren gencin daima başı üzerinde uçar. Bütün bu kahramanlıkları boyunca gence sadakatle gözcülük ve kılavuzluk eder.

    Bu kartal hakkında şaşırtıcı olan iki başlı olmasıdır. Bu cesur avcının yaptıklarından etkilenen ülke halkı onu kral seçer ve ona Arnavutçada Kartalın Oğlu anlamına gelen Shqipëtar adını verir. Onun krallığı da Shqipëria yani Kartalların Ülkesi olarak bilinir olur.

    Tiran, Arnavutluk

    Tiran, Arnavutluk

    Kartallar ülkesi denmesinin bir diğer sebebi de Arnavutluk’taki dağların bir çok kartal türünün habitatı olmasıymış.

    Biz, Durres’e giden araçların nereden kalktığını öğrenmeye çalışırken, şansımıza dükkanlardan İngilizce’yi çok iyi bilen biri çıkageldi ben de hazır iyi İngilizce bilen birini bulmuşken aklıma takılan her soruyu sordum. Adam çok yardımcı oldu, kartal dedikleri şehrin tam ortasındaki bu heykel Balkan ülkelerinin de merkezi sayılıyormuş, otobüsler bu heykelin çok yakınından hareket ediyormuş bu yüzden de bize yardımcı olmak isteyen ama İngilizce bilmeyenler elleriyle kartal işareti yapıyorlarmış J

    Söylenen yere belediye otobüsü ile iki aktarma ile vardık ve indiğimiz gibi hemen Durres’e kalkmak üzere olan dolmuşlara bindik ve yarım saat sonra Durres’e vardık.

    DURRES

    Durres, Adriyatik kıyısında tarihi M.Ö.627 yılına dayanan bir liman şehri ve aynı zamanda Arnavutluk’un ikinci büyük şehri. Tam karşıda İtalya’nın, yani çizmenin topuğuna Bari’ye giden arabalı feribotlar kalkıyor. Zaten Arnavutluk’ta İtalyan turistler oldukça fazla. Durres antik eserleri, uzun sahili ile yazın oldukça kalabalık olan, İtalya ve Osmanlı izleri taşıyan, otelleri ve binaları oldukça eski ve gösterişsiz bir sahil şehri. Denize girilmeyecekse birkaç saatte tüm tarihi ve turistik yerleri gezilebilir. Biz tüm tarihi eserleri gezip yemek yedikten sonra biraz da sahilde vakit geçirip, rıhtımda soğuk bir limonata içtikten sonra Tiran’a geri döndük.

    Şehirdeki en etkileyici tarihi eser amfitiyatro. M.S 2. yy da yapımı tamamlanmış ve 15.000den fazla insan kapasitesi ile şehrin ortasında oldukça geniş bir alan kaplıyor. Biz oradayken arkeologlar ve kazı ekibi hala çalışma yapıyordu. Bilet alarak içini gezebiliyorsunuz ancak biz zaten çitin dışından da tüm yapı görüldüğü için içeri girmeyi tercih etmedik.

    Amfitiyatro, Durres, Arnavutluk

    Amfitiyatro, Durres, Arnavutluk

    Amfitiyatro, Durres, Arnavutluk

    Amfitiyatro, Durres, Arnavutluk

    Bir diğer Bizans yapısı ise şehrin yine büyük bir kısmını kaplayan Bizans surları ve surların devamında olan Venedik Kulesi.

    Venedik Kulesi, Durres, Arnavutluk

    Venedik Kulesi, Durres, Arnavutluk

    Şehirde ayrıca Bizans Forumu var. Burası da açık hava müzesi biletsiz geziliyor, biz forumu gezerken yanımıza gelen görevli forumun tarihçesini bize İtalyanca anlattı! Daha sonra bir binanın altında kalmış olan ve kazılarla ortaya çıkartılmış. Bizans hamamının da bulunduğu arkeolojik yerleşim yerini gezdirdi. İtalyanca konuşan görevlinin anlattıklarını, kelimeleri İngilizceye benzeterek ve duvarlardaki temsili resimlere de bakarak az çok anlamaya çalıştık teşekkür ederek yanından ayrıldık. Onunla karşılaşmasaydık bu arkeolojik alanı belki de görmeyecektik.

    Şehirde bir de Osmanlı egemenliğinden kalma yerinde eskiden bir saat kulesinin de bulunduğu söylenen küçük bir duvar kalıntısı var.

    Osmanlılardan kalan tek eser, Durres, Arnavutluk

    Osmanlılardan kalan tek eser, Durres, Arnavutluk

    Durres, İtalyan mimarisini andıran binaları ve çamaşır ipleri ile dolu olan dar sokakları ile dediğim gibi çarpık kentleşmiş bir şehir ve bence uzun Adriyatik sahiline daha yaraşır bir sahil şehri olabilirmiş.

    Durres, Arnavutluk

    Durres, Arnavutluk

    Durres, Arnavutluk

    Durres, Arnavutluk

    Durres, Arnavutluk

    Durres, Arnavutluk

    Durres, Arnavutluk

    Durres, Arnavutluk

    Sahilde eski bir rıhtım var, sahil boyunca yürüyerek rıhtımı da gezip, fotoğraf çektikten sonra kafelerden birinde dinlenip, deniz havası alarak Tiran’ın yolunu tuttuk.

     

    Durres, Arnavutluk

    Durres, Arnavutluk

    Durres, Arnavutluk

    Durres, Arnavutluk

    Durres, Arnavutluk

    Durres, Arnavutluk

    Tiran’da dolmuş bizi bu sefer kartal heykelinde değil de tam da İskender Bey Meydanı’nda indirdi. Meydanda restorasyon çalışması vardı. Arnavutlar’ın milli kahramanı İskender Bey’in Heykeli, hemen arkasında yine restore edildiği için minaresi koruma altında olan Ethem Bey Camii, Ulusal Tarih Müzesi ve Opera Binası bu meydanda bulunuyor. Bir de şirin bir atlıkarınca var.

    İskender Bey Meydanı, Tiran, Arnavutluk

    İskender Bey Meydanı, Tiran, Arnavutluk

    Dediğim gibi Tiran’dan çok bir beklentimiz olmadığı için vaktimizin el verdiği sürece sokaklarda gezip etrafı görmeye çalıştık. Daha önceden şehrin en gözde mekanlarının ve mağazalarının olduğu bölgenin Blok Bölgesi olduğunu okumuştuk. Hakikaten de okuduğumuz kadar vardı. Yürüyerek ilerlediğimizde içinde yapay bir göletin de olduğu oldukça büyük bir park var. İşte Tiran’dan bazı fotoğraflar :

    Tiran, Arnavutluk

    Tiran, Arnavutluk

    Tiran, Arnavutluk

    Tiran, Arnavutluk

    Tiran, Arnavutluk

    Tiran, Arnavutluk

    Tiran, Arnavutluk

    Tiran, Arnavutluk

    Tiran, Arnavutluk

    Tiran, Arnavutluk

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

     

    BERAT

    Tiran’da bir gece kaldıktan sonra, ertesi sabah erkenden Berat’a giden otobüslere binmek üzere Kartal Heykelinin olduğu yere geldik. Plana göre Berat’ta günübirlik gezip akşam iki gün konaklayacağımız Vlore’ye gidecektik ya da biz öyle sanıyorduk 🙂

    Heykele ulaştığımızda yine tam da hareket etmek üzere olan otobüse atladık ve çok sevindik. Berat’a yaklaşık üç saat sonra ulaştık. İndiğimiz gibi Vlore’ya giden otobüslerin saatlerini sorduk ve sadece iki saat sonra tek bir araç olduğunu öğrenince, iki saatin de bu güzel şehre asla yetmeyeceğini daha ilk andan anlayınca bir gece Berat’ta kalmaya karar verdik.

    Berat’ta bir otogar vardı ve otobüsten indiğimiz gibi, üzerinde SMILE ALBANIA yazan iki genç yanımıza geldi ve bize yardım etmek istediklerini söylediler. Meğer Arnavutluk hükümeti ülkenin  tanıtımı amaçlı bir proje kapsamında ülke çapında gençleri görevlendirmiş. Gençler hem bize yardım etmek için hem de ülke hakkında fikirlerimizi almak için orada bulunuyorlardı. Çok hoşumuza gitti. İnşallah başarılı olurlar.

    Belediye otobüsü ile Mangalem diye bilinen eski şehir merkezine vardık. Hemen bir otel ayarlayıp eşyalarımızı otele bıraktık ve yemek yemek için eski şehir merkezindeki Hotel Mangalemi’nin restorantını seçtik. Yemekten sonra eski şehir meydanını gezmeye koyulduk.

    Mangalem, Berat, Arnavutluk

    Mangalem, Berat, Arnavutluk

    Berat, Arnavutluk

    Berat, Arnavutluk

    Berat, Arnavutluk

    Berat, Arnavutluk

    Biraz Safranbolu, biraz Amasya biraz da Şirince’yi andıran Berat şehri, Arnavutluk’un neredeyse ortasında tarihi dokusu çok iyi korunmuş küçük bir şehir. Mangalem diye de bilinen eski kent merkezi, Gorica ve Kale mahalleleri 2008 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmış. Tarihi ve kültürel dokusunun korumasını, 1961’de Enver Hoca’nın kenti “Müze Kent” ilan etmesine borçlu. Kentte görülecek yerlerin başında kayalık bir tepe üzerine inşa edilmiş kale geliyor, aşırı sıcaktan dolayı kaleye akşamüzeri çıkmaya karar verdik.

    Kale, Berat, Arnavutluk

    Kale, Berat, Arnavutluk

    Şehir Osumi Nehri’nin iki yakasına kurulmuş. Nehrin üzerindeki Gorica Köprüsü, 18. yüzyılda Ahmet Kurt Paşa tarafından yaptırılmış. İlk yapıldığı 1790’da ahşap olan köprü 1920’de taş olarak yeniden inşa edilmiş. 2012’de beyaz taşlarla tekrar restore edildiği için “Beyaz Köprü” olarak da biliniyor. Eski şehir kısmındaki bir başka yapı Kurşunlu Cami.Eski şehir merkezinde teraslar halinde yükselen ve Osmanlı evleri olarak bilinen evlerin manzarası muhteşem! Pencerelerinin çokluğu nedeniyle de kent, Arnavutlarca “bin pencereli kent” olarak adlandırılıyormuş.

    Görice Köprüsü, Berat, Arnavutluk

    Görice Köprüsü, Berat, Arnavutluk

    Osumi Nehri, Berat, Arnavutluk

    Osumi Nehri, Berat, Arnavutluk

    Osumi Nehri, Berat, Arnavutluk

    Osumi Nehri, Berat, Arnavutluk

    Mangalem Mahallesindeki en eski yapı, 15. yüzyılda II. Bayezid adına inşa ettirilen Sultan Camisi. Camiyle aynı bahçeyi paylaşan Helveti Tekkesi var. Berat’ta bulunan bütün camiler ve tekke restore ediliyordu. Eski şehrin büyük bir kısmı şantiye alanı gibiydi. Bir ara  restorasyonda görevli işçilerden biri peşime takılın diye el işareti yapınca biz de takıldık ve bizi Bekarlar Cami’nin içine soktu, amacı bize freskleri göstermekmiş, duvarlardaki fresklere bayıldım. Diğer Osmanlı Döneminden kalma bir diğer cami de Saat Camisi.

    Helveti Tekkesi, Berat, Arnavutluk

    Helveti Tekkesi, Berat, Arnavutluk

    Sultan Cami, Berat, Arnavutluk

    Sultan Cami, Berat, Arnavutluk

    Akşamüzeri sıcaklık biraz azalır gibi olunca kaleye doğru dik bir yokuştan tırmanmaya başladık. Yolumuz üzerinde nereye baksak bir fotoğraf karesi gördüğüm  için oyalana oyalana kaleye çıktık! Eski evlerin kapılarına bayıldım her birini fotoğraflamaya çalıştım, her birinin ayrı bir hikayesi vardı sanki… Kaleye çıktığımız gibi yağmur başladı. O sıcak, zaten normal bir sıcak değildi aslında, arkasından bir fırtına kopacağı belliydi. Biz kalede gezerken yağmur çisil çisil yağarak bize yukarıdan muhteşem manzaraları izlemeye müsaade etti hatta belli belirsiz bir gökkuşağı bile çıktı. Kale içinde Onufri Müzesi, Enver Hoca’nın villası, freskleri ile ünlü Bizans kilisesi, II. Bayezid zamanında yapılan Kızıl Cami’nin minaresi var. Günümüzde hala yerleşik yaşamın sürdüğü kale içinde, 13 ve 14. yüzyıllarda taş ve tuğla kullanılarak inşa edilmiş Holy Trinity Kilisesi isminde tarihi bir kilise de bulunuyor.

    Berkarlar Cami, Berat, Arnavutluk

    Berkarlar Cami, Berat, Arnavutluk

    Berkarlar Cami, Berat, Arnavutluk

    Berkarlar Cami, Berat, Arnavutluk

    Kale, Berat, Arnavutluk

    Kale, Berat, Arnavutluk

    Kale, Berat, Arnavutluk

    Kale, Berat, Arnavutluk

    Kaleiçi, Berat, Arnavutluk

    Kaleiçi, Berat, Arnavutluk

    Kaleden bakınca Tomor ile Shpirag dağları arasında uzanan Berat’ın güzelliği bir kez daha ortaya çıkıyor. Kaleden daha çok karşı kıyı yani Gorice mahallesi görülebiliyor. Evler minyatür gibi görününce daha bir şirin.

    Berat, Arnavutluk

    Berat, Arnavutluk

    Berat, Arnavutluk

    Berat, Arnavutluk

    Berat, Arnavutluk

    Berat, Arnavutluk

    Kaleiçi, Berat, Arnavutluk

    Kaleiçi, Berat, Arnavutluk

    Berat, Arnavutluk

    Berat, Arnavutluk

    Kızıl Caminin kalan minaresi, Berat, Arnavutluk

    Kızıl Caminin kalan minaresi, Berat, Arnavutluk

    Kale, Berat, Arnavutluk

    Kale, Berat, Arnavutluk

    Holy Trinity Kilisesi, Berat, Arnavutluk

    Holy Trinity Kilisesi, Berat, Arnavutluk

    Yağmur hızını arttırmaya başlayınca bizde aşağı doğru inerken hızımızı arttırdık 🙂 Hatta aşağı indiğimizde sırılsıklam olmamak için hemen bir restorana girerek yemek molası verdik yağmur dinene kadar. Biz yemek yerken muhteşem bir gökkuşağının dışarıda belirdiğini görseydim içeri girer miydim hiç? Yemekten sonra yağmur da azalmaya başladığında iki ucunun da nerede başlayıp bittiği belli olmayan sanki sihirli bir gökkuşağı vardı gökyüzünde! Koşa koşa köprünün üzerine gittik daha güzel bir manzara için. Hava kararana kadar kaybolmayan gökkuşağı güzel Berat’ı daha da güzelleştirmişti.

    Berat, Arnavutluk

    Berat, Arnavutluk

    Biraz da Berat’ın yeni şehir kısmını gezdik ve çok geç olmadan otelimize döndük, şiddetlenmeye başlayan yağmur  sabaha kadar sürdü.

    Berat, Arnavutluk

    Berat, Arnavutluk

    Berat, Arnavutluk

    Berat, Arnavutluk

    Berat, Arnavutluk

    Berat, Arnavutluk

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

     

    VLORA

    Berat’a veda ederek sabah otobüsü ile Vlora’ya doğru yola çıktık. Vlora Adriyatik kıyısında, ülkenin en büyük ve kalabalık şehirlerinden biri. Durres’ten sonra ikinci büyük liman Vlora’da. İtalyanlar yine burada 🙂 Açıkçası çok büyük bir beklentiyle gittiğimiz Vlora’da aradığımı bulamadım ve iyi ki Vlora’da geçireceğimiz iki gecenin bir gecesini Berat’ta geçirmişiz diye düşündüm. Şehri gezdikten sonra denize girmeyi planlıyorduk. O yüzden plaja yakın bir otel bulmuştuk. Mayolarımızı giydik ve şehir turu bittikten sonra denize girme planıyla yola koyulduk. Hava yine inanılmaz sıcaktı. Şehir Osmanlı döneminde Avlonya olarak anıldığı için Avlonya eyaleti olarak da biliniyor. 1417 yılında Osmanlı egemenliğine giren Vlora’ya Mimar Sinan hemen bir cami inşa etmiş. Kurşunlu Camisi 1542 yılından kalma. Camiyi gezerken caminin genç imamı iyi İngilizcesi ile bize oldukça faydalı bilgiler verdi. Acaba Vlora’da çok şey var da biz mi kaçırıyoruz diye düşünürken imamın verdiği bilgilerden haklı olduğumu anladım. Vlora’da çok fazla gezilecek yer yoktu.

    Kurşunlu Cami, Vlora, Arnavutluk

    Kurşunlu Cami, Vlora, Arnavutluk

    Camiden sonra şehrin yüksek bir tepesi üzerine konumlanmış Kuzum Baba Bektaşi Türbesini gezmek üzere hatırı sayılır sayıda basamak çıktık. Sıcakta yukarı çıkmak zordu ama en yüksek yer burası olduğu için rüzgar güzel esiyordu. Bektaşi Tekkesindeki Bektaşi dedesi bize sürekli Arnavutça konuşarak tekkeyi gezdirdi, hiç bir şey anlamadık sadece oldukça restore edilmiş ve çok yeni görünen bu tekkeden fazla etkilenmeyerek ayrıldık.Tepeden bir de şehir manzarasına baktık ancak bulunduğumuz tepe, Karaburun Yarımadası, Narta Lagünü ve Sazan Adası’nın manzarasını uzaktan da olsa sunsa da çarpık kentleşme ve beton binalar şehre çirkin bir görüntü veriyordu.

    Kuzum Baba Heykeli, Vlora, Arnavutluk

    Kuzum Baba Heykeli, Vlora, Arnavutluk

    Kuzum Baba Heykeli, Vlora, Arnavutluk

    Kuzum Baba Heykeli, Vlora, Arnavutluk

    Kuzum Baba Heykeli, Vlora, Arnavutluk

    Kuzum Baba Heykeli, Vlora, Arnavutluk

    Vlora,Arnavutluk

    Vlora,Arnavutluk

    Tepeden indikten sonra belediye otobüsü ile halk plajına gittik. Oldukça geniş bir sahil şeridi olan Vlora’nın halk plajını beğenmedik. Deniz, Ege’nin şıkır şıkır sularına alışmış olan bizi cezbetmedi ama yine de yüzdük, güneşlendik, uyuduk ve dinlendik. Aslında plajın güzel olmaması normaldi çünkü çoğu şehirde şehrin içinde olan plajlar gizli saklı koylara göre her zaman daha vasattır. Aslında Vlora’dan günübirlik tekne turları var koylara gidebileceğimiz ancak biz Sarande’de ve Korfu adasında denize doyacağımızı düşünerek buradaki deniz faslını çok önemsemedik. O yüzden bu günlük yorucu turlara katılmadık. Bu arada Vlora’da asıl Ege gibi şıkır şıkır plajların Sarande istikametinde, güneye indikçe var olduğunu görünce otobüsün camına yapıştım ve berrak Adriyatik denizine bir kez daha hayran oldum. Araba ile geziyor olsaydık şehre nispeten uzak olan bu plajlara belki de gelirdik diye düşündüm.

    Vlore, plaj, Arnavutluk

    Vlore, plaj, Arnavutluk

    Vlore, plaj, Arnavutluk

    Vlore, plaj, Arnavutluk

    Deniz faslı bitince sahil boyunca yürüyerek otele doğru yürürken aslında akşamüstü serinliğinde şehrin sahilinin hiç de fena olmadığını gördüm. Balıkçılar, tekneler, gemiler, kafeler, lunapark tam bir sahil şehriydi işte. Otele dönüp dinlendikten sonra hava kararınca bir de gece hayatını görmek ve yarınki Sarande otobüsüne nereden bineceğimizi soruşturmak üzere sahile geldik. Meğer festival varmış, öyle kalabalıktı ki! Konserler, halk oyunları, yemek büfeleri, hediyelik eşya tezgahları, kafeler, restoranlar tıklım tıkıştı. En güvenilir bilgiyi polis memurundan aldık, otobüse bineceğimiz yeri öğrendik ve gösterileri, konserleri izledikten sonra otele geri döndük.

    Vlora,  Arnavutluk

    Vlora,  Arnavutluk

    Vlora,  Arnavutluk

    Vlora,  Arnavutluk

    Vlora,  Arnavutluk

    Vlora,  Arnavutluk

    Folklor gösterileri, Vlora, Arnavutluk

    Folklor gösterileri, Vlora, Arnavutluk

    Folklor gösterileri, Vlora, Arnavutluk

    Folklor gösterileri, Vlora, Arnavutluk

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

     

    SARANDE

    Sarande ülkenin oldukça güneyinde Vlora’dan yaklaşık beş saat süren bir yolculukla vardığımız şirin mi şirin ve ülkenin en çok yerli ve yabancı turistini ağırlayan sahil kasabası. Yolculuk dağları aşarak gerçekleştiği için hem uzun sürdü hem de çok güzel dağ ve deniz manzaraları eşliğinde tamamlandı. Sahil boyunca süren yolculuk esnasında Dhermi, Himara, Borsh gibi en popüler sahil beldelerinden geçtik. Sarande’ye yine çok sıcak bir günde geldik. Otobüsten iner inmez hemen eski sinagog kalıntıları gözümüze çarptı. 6.yüzyıldan kalma olduğunu öğrendiğimiz sinagogun sadece birkaç mozaiği dışında görülecek başka bir şeyi yoktu.

    Eski Sinagog, Sarande, Arnavutluk

    Eski Sinagog, Sarande, Arnavutluk

    Vlora’dan Sarande’ye giderken yol manzaraları, Arnavutluk

    Vlora’dan Sarande’ye giderken yol manzaraları, Arnavutluk

    Vlora’dan Sarande’ye giderken yol manzaraları, Arnavutluk

    Vlora’dan Sarande’ye giderken yol manzaraları, Arnavutluk

    Vlora’dan Sarande’ye giderken yol manzaraları, Arnavutluk

    Vlora’dan Sarande’ye giderken yol manzaraları, Arnavutluk

    Vlora’dan Sarande’ye giderken yol manzaraları, Arnavutluk

    Vlora’dan Sarande’ye giderken yol manzaraları, Arnavutluk

    Vlora’dan Sarande’ye giderken yol manzaraları, Arnavutluk

    Vlora’dan Sarande’ye giderken yol manzaraları, Arnavutluk

    Vlora’dan Sarande’ye giderken yol manzaraları, Arnavutluk

    Vlora’dan Sarande’ye giderken yol manzaraları, Arnavutluk

    Vlora’dan Sarande’ye giderken yol manzaraları, Arnavutluk

    Vlora’dan Sarande’ye giderken yol manzaraları, Arnavutluk

    Vlora’dan Sarande’ye giderken yol manzaraları, Arnavutluk

    Vlora’dan Sarande’ye giderken yol manzaraları, Arnavutluk

    Vlora’dan Sarande’ye giderken yol manzaraları, Arnavutluk

    Vlora’dan Sarande’ye giderken yol manzaraları, Arnavutluk

    Sarande’de bizi en çok mutlu eden şeylerden biri de burada kalacağımız üç gün içerisinde bir günü Sarande’nin tam karşısında bulunan ve hızlı feribotlarla çok kısa sürede ulaşılabilen Yunan Adası Korfu’ya ayırmış olmamızdı. Sarande oldukça küçük bir kasaba ama ben yine de bize kolaylık olsun diye gümrük limanına yakın bir otel bulmuştum. Halbuki her yer yürüme mesafesinde. Otele yerleştikten sonra etrafı gezmek üzere dışarı çıktık. Tarihi eser olarak sinagog dışında şehirde görülecek başka bir yer yok, ancak Arnavutluk’un en önemli antik kenti Butrint toplu taşıma ile Sarande’ye sadece 20 dakika uzaklıkta. Butrint’ten 4km önce de ülkenin en güzel plajlarına sahip en turistik tatil beldelerinden olan Ksamil var. Biz de önce gezilecek en güzel yerlerden başlayalım ve sonrasında da telaşsız bir deniz keyfi yapalım diye atladık Butrint otobüsüne. Şansımıza belediye otobüsü oldukça konforluydu ama bu sefer de çok kalabalıktı. Butrint’e ve Ksamil’e giderken ve dönerken ulaşım sıkıntısı çekmedik çünkü çok turistik olduğu için hem otobüsler rahattı hem de daha sık vardı.

    BUTRİNT

    Tarihi M.Ö. 8. yüzyıla dayanan eski bir liman şehri olan Butrint İtalyan arkeologlar tarafından ortaya çıkartılmış. Roma, Bizans,Venedik ve Osmanlı izleri taşıyor. Antik şehir ve surlar 1807 yılında Ali Paşa tarafından Korfu tarafından gelecek olan Fransız saldırılarına karşı korunak olarak kullanılmış. Butrint Ulusal Parkı’nın da içinde bulunan antik şehir 1992 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmış. Flora ve faunası çok zengin olan milli parkta 800 çeşit bitki, 246 çeşit kuş türü, 105 balık türü ve 39 memeli türü tespit edilmiş ve korumaya alınmış.

    Butrint Antik Kenti, Arnavutluk

    Butrint Antik Kenti, Arnavutluk

    Butrint Antik Kenti, Arnavutluk

    Butrint Antik Kenti, Arnavutluk

    Butrint Antik Kenti, Arnavutluk

    Butrint Antik Kenti, Arnavutluk

    Butrint Antik Kenti, Arnavutluk

    Butrint Antik Kenti, Arnavutluk

    Butrint Antik Kenti, Arnavutluk

    Butrint Antik Kenti, Arnavutluk

    Butrint Antik Kentteki onlarca su kaplumbağası, Arnavutluk

    Butrint Antik Kentteki onlarca su kaplumbağası, Arnavutluk

    Girişte bütün bu bilgilerin yazdığı bir broşür ile antik şehir gezilebiliyor. Biz Butrint’i gezmekten çok mutlu olduk.

    KSAMIL

    Ksamil’e Butrint’ten Sarande’ye dönen belediye otobüsü ile Ksamil’de inerek geldik. Ksamil sanki haddinden fazla insan ağırlıyor gibi geldi bize aşırı kalabalıktı heryer. otobüsten indikten sonra yokuş aşağı yürüyerek sıra sıra ücretli plajların olduğu sahile geldik. Deniz mavinin her tonunu barındırıyordu, kum plajları köpük köpük dalgaları inanılmaz bir doğa harikası! Ksamil de tekne ile gidilebilecek üç tane yakın adacık da var. Dediğim gibi çok ama çok güzeldi ama çok kalabalıktı; iğne atsan yere düşmez misali!

    Ksamil, Arnavutluk

    Ksamil, Arnavutluk

    Ksamil, Arnavutluk

    Ksamil, Arnavutluk

    Ksamil, Arnavutluk

    Ksamil, Arnavutluk

    Ksamil, Arnavutluk

    Ksamil, Arnavutluk

    Ksamil oteller, pansiyonlar, kafeler, hediyelik eşya tezgahları, restoranlardan oluşan küçücük bir köy. Tenha olduğu bir zamanda gelmiş olsaydık çok daha keyifli olurdu diye düşündük.

    Ksamil’den tekrar Sarande’ye giden otobüse binerek kendimizi Sarande’ye attık. Döndükten sonra hava kararana kadar neredeyse Sarande’de denizin keyfini çıkardık. Sahilde boydan boya yürüdük, küçük olmasına rağmen turist kalabalığı çok olan Sarande sahilinde boydan boya hem halk hem de ücretli plajlar, kafeler var. Buradaki sahil Vlora’nin aksine çok güzel, bakımlı ve deniz o kadar berraktı ki…

    Bu arada Sarande ülkenin en güneyinde ve Yunanistan’a da çok yakın olduğu için artık burası İyon Denizi. İyon denizinin de tadına bakmış olduk J

    Sarande, Arnavutluk

    Sarande, Arnavutluk

    Sarande, Arnavutluk

    Sarande, Arnavutluk

    Sarande, Arnavutluk

    Sarande, Arnavutluk

    Sarande, Arnavutluk

    Sarande, Arnavutluk

    Sarande, Arnavutluk

    Sarande, Arnavutluk

    Sarande, Arnavutluk

    Sarande, Arnavutluk

    Sarande’deki ikinci günümüzü tembelliğe ayırdık ve platformu ve kafesi olan bir işletme tercih ettik. Sabahtan akşama kadar yeşil mavi denizde cup cup denize atladık yüzdük, güneşlendik ve dinlendik. Akşam da ertesi günkü Korfu feribot biletimizi Finike Lines’tan aldık.

    Orange Coctail Bar, Sarande,Arnavutluk

    Orange Coctail Bar, Sarande,Arnavutluk

    Sarande, Arnavutluk

    Sarande, Arnavutluk

    Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama    

Sosyal Medya

Site Arşivi

Tüm yazılarımızın arşivine buradan ulaşabilirsiniz.

Yazı Arşivi

Yayın Hakları

Bu sitenin içeriği ve fotoğrafları bencetatil.com'a aittir. İzinsiz kopyalamamanızı rica ederiz. Emeğe saygınız için şimdiden teşekkürler.

İletişim

bencetatil.com'a mail yoluyla da yorum veya sorularınızı iletebilirsiniz.

admin@bencetatil.com

Birincilik odulu