İstasyonun tam karşısından 434 no’lu otobüs ring seferi yapıyor. Bizim bilet her yerde geçtiğine göre, atlayalım otobüse, çıkalım Pena Sarayı’na. Romantik manzaralar, ormanlar, villalar arasından kıvrılarak çıkıyor otobüs. Yol tek yönlü, karşıdan gelene yer yok. Yılan gibi kıvrılan yol, kalenin eteklerinde bir durakla kesiliyor, biz burada inmeyeceğiz, yola devam.

Bölge 1995’de UNESCO korumasına alınmış. Yeni meşhur olmuş bir yer değil, 1809’da Lord Byron, yakın bir arkadaşına yazdığı mektupta, “Sintra, benim için dünyadaki en şahane yerdir” diyor. Otobüs, sarayın kapılarında indiriyor bizi. Saraya ve bahçelere giriş bileti 14 Euro. İsteyen için de 2 Euro’ya sarayın ana giriş kapısına kadar bir servis otobüsü çıkıyor.

Pena Sarayı

Pena Sarayı

Pena Sarayı

Pena Sarayı

Pena Sarayı

Pena Sarayı

Güzel bitkiler, çiçekler içinden tırmanıyoruz 10 dakikacık. Silindirik kuleleri, kubbeleri, minare benzeri detayları ve çekici renkleri ile çok karmaşık stilli bir sarayın önündeyiz. Portekiz halkı gibi bir saray, “ortaya karışık” demiştik ya, burası da aynen öyle. Romantizm desek, gotik pencereler ne oluyor, minareye benzeyen, İslam sanatına merhaba diyen kuleler nereden çıktı, Rönesans’tan kalan kapı söveleri ne iş??

Pena Sarayı

Pena Sarayı

Pena Sarayı

Pena Sarayı

Pena Sarayı

Pena Sarayı

Pena Sarayı

Pena Sarayı

Stil aramayın, ön avluya geçelim. Geçmeden önce başımızı kaldırıp, kapı üstündeki korkunç yaratık rölyefine bir bakış atalım: “Dünyanın Yaratılışı” ile karşı karşıyayız.

İç Avluya Geçiş

İç Avluya Geçiş

Dünyanın Yaratılışı

Dünyanın Yaratılışı

Kapı sövesindeki deniz canlıları, kabukluları üzerine iki balık kuyruğu şeklindeki bacaklarını açarak oturmuş korkunç figür, başından çıkan asma dallarını iki eliyle kavramış, kapı alınlığı göğe doğru üzüm salkımları ile yükseliyor. Dünyayı yaratan korkunç yaratık bize “deniz mahsulleri yiyin, şarap için !” diyorsa eğer, tavsiyeye harfiyen uyduğumuzu söyleyebilirim.

Korkunç yaratığın bacakları altından sarayın iç avlusuna çıkınca önümüzde 18 km.lik açık bir ufkun ardında masmavi Atlas Okyanusu görülüyor. Ne manzara, ne hava !!! Kral II.Ferdinand’ın burasını neden yazlık saray olarak seçtiği çok iyi anlaşılıyor şimdi.

Sintra'dan Okyanusa

Sintra’dan Okyanusa

Sintra'dan Okyanusa

Sintra’dan Okyanusa

Orta çağlarda burada küçük bir şapel var, sonra bir manastır oluşuyor aynı yerde ama 18. yüzyılda bir yıldırım düşer manastıra, tam toparlanırken 1755 depremi ile perişan olur manastır… Şu işe bakın yani, günlerini Tanrıya ibadetle geçiren keşişlere Yüce Tanrının verdiği karşılık reva mıdır? 1838’de II.Ferdinand bölgedeki bu havası, suyu güzel tepe ile ilgilenir. Manastırın yerine bir yazlık saray yaptırmaya karar verince, yapım işini Ren bölgesindeki Alman şatolarını çok iyi tanıyan bir amatör mimara, Baron Wilhelm Ludwig von Eschwege’ye verir… Portekizli mimarlara güvenemedi mi, yoksa Alman dedelerinin etkisi mi? Ren şatoları kadar büyük olmamasına karşın, bir masal sarayı havasını veren yapıya giriyoruz. Etrafta Krala yakın olmak isteyen yandaşların, şakşakçıların villaları var. Sömürgelerden gelen kıymetli ağaçlardan yapılmış mobilyalar gözümüzü alıyor. Duvar kağıtları, perdeler uyum içinde, genellikle bordo renk hakim.

Yemek Odası

Yemek Odası

Yatak Odası

Yatak Odası

Yatak Odası

Yatak Odası

Arap Odasından Bir Detay

Arap Odasından Bir Detay

Ana Salon

Ana Salon

Ana Salon

Ana Salon

Çinilerde İslam Etkisi

Çinilerde İslam Etkisi

Yemek salonu, yatak ve giyinme odaları, biblolar, porselenler ilgi çekici. Portekiz’in meşhur “Vista Alegre” porselenlerinden güzel bir koleksiyon büfeleri süslüyor. Benim evdeki 3 parça uyduruk Vista Alegre gözümde daha da değer kazanıyor.

Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama