KİTAP YORUMU: Son Şans – Damlanur Büyükşen

Cursed Featured Image
Netflix yeni dizisi: Cursed
19/06/2020

Genç bir yazardan bir aşk romanı

5 üzerinden 3 yıldız, o da 2,5 dan yuvarladım :)

Son Şans Kitap Yorumu

Ben senede 200’e yakın roman okuyorum ama maalesef bunlardan pek azı Türkçe roman oluyor. Genellikle yabancı romanları orijinal dilde okumayı seviyorum. Türkçe yazılmış roman ya da Türkçe’ye çevirisi yapılmış romanları okumaktan soğuma sebeplerim çok ama saymanın ne yeri ne de sırası değil şimdi. Ama bazen biri illa şunu oku deyince de okuyorum hani. Bu sefer de falda bu kitap çıktı :)

Aslında potansiyeli olan bir kitaptı. Yazarın kalemi de güzel, oldukça sevimli bir dille ve gayet akıcı yazıyor. Bu kendisinden okuduğum ilk roman oldu. Yaklaşık 450 sayfa olan romanın ilk yarısını bir gecede sabah 04:00’e kadar okuyup bitirdim ve dedim ki güzel olacak bu kitap, ama maalesef ikinci yarıda git gide kötüleşti her şey. Karakterler sinirimi bozdu, olaylar tekrara düştü ve hiç sevmediğim klişeler ve milletimize ait namus meseleleri ile içim kıyıldı gitti. Yok neymiş, bir adamla evde tek başına oturmuş aynı koltukta ne yapıyormuş, bu ne rezaletmiş filan. Bir çıkın şu mentaliteden yaaa, sokmayın romantik kitapların içine bu eşitsizlik kokan zihniyeti. Kadın yazarlar, siz yapmayın artık ya. Gerçi yazarımız almış çoook tecrübeli bir erkekle bir bakire kızı çift yapmış, ne diyorum ben?

Neyse, kitabı esas batıran şey kadın karakter Zeynep. Hani bizim şu yabancı romanlarda “sassy, smartass” dediğimiz türde lafını sakınmayan dişli bir karakter yaratmaya çalışmış yazar, ama olmamış. Cem Yılmaz’ın lafıyla ifade edecek olursam, “yapmış, ama olmamış…”

Zeynep, gerçekten de lafını sakınmayan biri ama maalesef böyle tiplerin bir sevimliliği olması lazım ki kızda bu hiç yok. Kim Zeynep’i neden sevdi, ne buldu onda ben hiç anlamadım. Kızda her şeyin dozu aşırı ve o sinirli halleri gerçekten de çok ama çok itici. Bir de haksız olunca iyice çekilmez oluyor o salak tafraları, kaprisleri ve çıkışları.

Zeynep, en sevmediğim huylardan bir olan “farz etmek, öyle sanmak” konusunda yüksek lisans yapmış sanki. Önce adamı yanında hamile bir kadınla görüyor, hemen onu karısı diye farz ediyor, sonra şirkete gelen adamın sevgilisi için karısını aldattığı kişi diye düşünüyor. Hooop, adamı lanetlemeye başlamalar, babasına fitnelemeler filan. Ya bir dur, bir düşün, o beyin denen organı bir çalıştır, belki kadın adamın kızkardeşi. Yanında hamile bir kadın gördün diye hemen evli yaptın adamı kafanda… Of en tahammül edemediğim insan tiplerinden biri bu işte.

Yine bir başka sefer, adamın ayrıldığı sevgilisi gelip bunun ağzından laf almaya çalışıyor, “yemeğe çıkacaktık, nerede Sinan, teli kapalı..” gibi bir yalan söylüyor. Halbuki Sinan ondan çoktan ayrıldı artık ve Zeynep’le beraber. Hem de adam gerçekten çok sağlam biri, vaktiyle kendini aldatan ilk karısını bile aldatmamış, aldatmanın çok iğrenç bir şey olduğunu düşünen düzgün birisi ve bunu da Zeynep’e ifade etmişti. Ama yok, bizim salak hemen eski sevgilinin yalanına inan, git adamın ofisini tarumar et, akşamki randevuya gitme , telefonlara çıkma vs vs (ki o randevu için adam sürpriz hazırlamıştı ve evlilik teklif edecekti). Sonra adam bununla yüzleşince ağzına gelen iğrenç lafları söyle, adamı hiç yok yere suçla filan… Ayyy, tiksinç bir karakter yani. Adam da diyor, “Zeynep, bir sorsaydın ya bana, hiç mi cevap hakkım yoktu, hiç mi güvenini kazanamadım…” diye. Adam haklı. Ama ben adamı da sevemedim bir türlü. Niye derseniz, hangi geri zekalı insan kendine bu kadar iğrenç davranan aklı beş karış havada birini sever ki? Hayır ne buldu onda da sevdi bu kızı anlamadım. Saygısı yok, akıl yürütmesi sıfır, yapılan iyiliklerin kıymetini bilmek hiç yok. Ancak 5 yaşındaki çocuk şımarıklığı diz boyu. Kırk yılda bir utanıp özür dilemese hiç çekilmeyecek de, işte o kadar saçmalıktan sonra özür dilese ne olur…

Evet, kızın trajik bir hikayesi var, oldukça da hüzünlü. Ona üzülüp kıza acıyıp, empati duyuyorsunuz ama kız bütün acıma ve empati duygularınızı bir süre sonra kendi eliyle yok ediyor. Kız tam bir deli. Ve sevimli delilerden de değil, gıcık delilerden.

Benim bir başka problemim de ilişkinin gidişatı ve hızı oldu bu romanda. Sinan’ın babası ve Zeynep’in babaannesi bunları evde aynı koltukta öpüşme sonrası yakalıyor, bin türlü laf ediyorlar, sonra da ev sahibi gelip, “kız eve erkek aldı, mahallemizde bu ne rezalet” diyerekten ortalığı iyice kızıştırıyor, hooop, evlilik şart diye tanışmanın 3. ayında evleniyorlar. Ya zaten o 3 ayı kavga ile geçirdiniz, ne iş? Artı, yeter ya eve erkek alma muhabeti, böyk yani.

Sevgili Türk yazarlar, kurtulun artık şu eskimiş ve kokuşmuş zihniyetleri okurlara yansıtma merakınızdan biraz, zaten yaşadık çektik hepsini, tüm genç kızlığımız burnumuzdan geldi elimize erkek eli değmeden evlendirilelim diye. Yetti vallahi gerçek hayat, yetti. Bir de siz eğlenceli ve romantik bir hikayenin içinde bunu habire önümüze temcit pilavı gibi sunmayın, bozuyorsunuz her şeyin tadını tuzunu. Hayır bir de İzmir’de yaşıyorlar, sanırsın doğuda bir şehirde geçen bir roman okuyorum. Hey Allahım yaaa…

Yukarıda saydığım sebeplerden olsun, toplamda iki üç öpüşme dışında en ufak bir yakınlık okuyamamış olmaktan dolayı olsun, ben bu çiftin aşkını hissedemedim pek. Zaten sürekli kavga dövüş, aksilik kaza bela vs derken aşk kaldı ikinci üçüncü planda, tabii o da var olduğunu farz edecek olursak.

Kısacası, belki güzel olacak diye bir heves ilk yarıyı heyecanla okuduğum kitap, maalesef ikinci yarıda beni oldukça büyük bir hayal kırıklığına uğrattı.

Tavsiye eder miyim? Bilemedim, size bağlı. Yukarıda bahsettiğim şeylere sinir olmazsanız kitap okunuyor hani, dili iyi filan ama çok da bayılmadığım için okuyun da diyemeyeceğim şimdi.

Bu arada bu yorumu yazarken araştırdım ve gördüm ki yazar arkadaşımız gencecik ve 25 yaşında henüz. Ben şahsen kendisinden daha özgür ruhlu modern hikayeler bekliyorum ileriki zamanlarda…

Dilek Vidana Tavaşoğlu

İstanbul Üniversitesi İngiliz Filolojisi mezunu. İstanbul Teknik Üniversitesi Yabancı Diller Yüksek Okulu Okutmanı. Öğretmenlik, çevirmenlik, editörlük, yazarlık hepsi denendi ama tabii yetmedi, sürekli yeni ve farklı bir şey yapma arzusu ile ortaya karışık aktiviteler eklendi. Tiyatro kurslarına gitmeler, dublaj dersi almalar, falan filan. Belki de Yay burcu olması nedeniyle haddinden fazla meraklı ve kesinlikle her türlü makul sınırın çok ötesinde gezip tozma, keşfetme delisi. Kendisi gibi gezgin ruhlu Hür Tavaşoğlu ile evli. Evli ama çocuksuz : ) "Bence tatil bana özel, biraz değişik, biraz da sürprizli olmalı" diyerek başladığı ve gezilerini anlattığı “Bence Tatil” sitesi Hürriyet Gazetesinin 2013 Bumerang Blog/Websitesi Yarışmasında birinci oldu. Öğretme ve anlatma meraklısı olduğu için her konuda ille de söyleyecek birşeyi var. O yüzden de bu sitede kendisinden sadece gezi yazıları değil, kah kitap yorumu, kah film veya dizi tavsiyesi de bulabilirsiniz, şaşırmayın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir