Japonya’da, yabancılara Japon yaşam tarzını tanıtmak üzere yapılmış geleneksel Japon otelleri vardır. Bunlardan bir tanesi olan, Hiroshima yakınlarındaki Miyajima adasındaki geleneksel bir otelde bir gece konakladık. Adaya ‘torii’ denilen ve denizin içine yapılmış sembolik bir kapıdan giriliyor.

Miyajima’daki Şinto tapınağı giriş kapısı ( torii)

Miyajima’daki Şinto tapınağı giriş kapısı (Torii)

Sabahleyin karada olan ve yürüyerek ulaşılabilen bu kapıya, gelgitten dolayı gece ancak kayıkla ulaşmak mümkün olabiliyor. Ancak mabedin etrafındaki arazi, ağaçlar, deniz de mabedin bir parçası sayıldığından torii kapısı genelde mabedin çok uzağında olabiliyor.

Otele geldiğinizde ayakkabılarınızı otelin kapısında çıkarıp kapıda sıralanmış terliklerden birisini giyiyorsunuz. Odanıza gittiğinizde de, odanın küçük antresinde, otel terliklerinizi çıkarıp bizim tokyo diye adlandırdığımız parmak arası terlikleri giymeniz gerekiyor. Otel odası boş bir mekan yani odada yatak yok. Odada alçak bir masa ve etrafında ayakları olmayan koltuklar var. Geleneksel yer minderlerinin yerine yabancılar arkalarını dayayarak oturabilsinler diye bu acayip koltukları kullanıyorlar. Japonlar yer minderlerine ayaklarını altlarına alarak oturuyorlar. Bu oturuş tarzında ayaklar kalçanın altında ve ayak parmakları birbirine bakacak şekilde oturuluyor. Sanırım bu yüzden, birçok Japon kadınının ayaklarının yürürken bariz biçimde içe bastığını ve sakat gibi göründüklerini gözlemliyorsunuz.

Oda ‘tatami’ denilen pirinç saplarından yapılan hasırlarla kaplanmış. Pencereler de karelere bölünmüş ve cam olarak özel ve dışarıyı göstermeyen kağıda benzer bir tür cam kullanılmış. Odanın bir yanında yüklük tarzı dolaplar var. İçini açtığımızda mavi ve eflatun renkte kimonolarla karşılaştık. Dolaptaki notta ,her renkten üçer ebatta hazırlanmış olan bu kimonoları giyerek yemeğe gitmemiz öneriliyordu. Erkekler mavi, kadınlar ise eflatun renkli kimono giymeliymiş. Kimonolar iç çamaşırlarının üzerine giyilmeli ve bele bağlanan kuşakla önü kapatılmalıymış. Kadınların kuşakları ince ve erkeklerin kuşakları ise kalın yapılmış. Kimonolarımızı ve parmak arası tokyolarımızı giyerek üst kattaki yemek salonuna giderek yan yana ve karşılıklı iki sıra halinde sıralanmış yer koltuklarımıza oturduk. Önümüzdeki alçak sehpa üzerinde küçük tabaklar içinde mezeye benzeyen yiyecekler ve bir de küçük ocak var. Ayaklarımızı altımıza almak zor olduğundan herkes ayaklarını masanın altından ileriye doğru uzattı. Herkesin tabanları birbirine bakıyor. Komik bir manzara 🙂

Geleneksel Japon otelinde yemek sofrası

Geleneksel Japon otelinde yemek sofrası

Yemekler desen daha da komik! Küçük bir tabak içinde bir adet karides, yine küçük tabaklar içinde çiğ balık lokmaları ve küçük bir ahşap fıçıcık içinde haşlanmış pirinç. En tuhafı da küçük bir kase içinde kırılmış çiğ bir yumurta. Sonra geleneksel giysilerini giymiş bir kadın geldi ve önümüzdeki ocakları yaktı. Biz ne olacağını anlamadan önümüze bakmaya devam ettik. Bunu gören kadın bana gelip içinde balık parçalarının bulunduğu tabağın üstüne çiğ yumurtayı boca etti ve tabağı ocağın üstüne koydu. Yemek biraz pişince yenilinebilir bir hale geldi. Üzerine de bol bol buzlu Japon pirinç rakısı ‘sake’ yi de içince keyfimiz yerine geldi.

Geleneksel Japon yemekleri

Geleneksel Japon yemekleri

Yemekten sonra kimonolarımız ve ayağımızdaki eski hamam nalınlarına benzer terliklerle Şinto tapınağına doğru yola çıktık ama yarı yolda geri dönüp ayakkabılarımızı giydik. Yoksa bu takunyalarla ayağımızın kırılması işten bile değildi.

Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama