Rüya gibi bir Portekiz gezisi: Bölüm 3. Lizbon – Alfama Bölgesi

Füsun Erdoğanlar Bengisu yazdı.

Lizbon’u gerçek anlamda gezmeye bölgenin en eski, en salaş ama bir o kadar da renkli ve eğlenceli mahallesi olan Alfama ile başladık. Merkez noktamız bir önceki yazımda detaylı olarak anlattığım Praça do Comércio meydanı oldu.

Renkli duvar resim sanatı ile Alfama bölgesi… Escadinhas de São Cristóvão merdivenleri…

Bir zamanların alçakgönüllü Alfama Mahallesi bugün Lizbon’un en fazla turist çeken, en eski, atmosferi en canlı bölgesi. İlk önce buraya Romalılar yerleşmiş olsa da bölgenin parlak zamanları birbirine kenetlenmiş dar yolları ve küçücük meydanları ile Mağribi dönemine dayanıyor. Faslılar Alfama’nın eğimli arazisinin avantajından yararlanıp savunma amaçlı olarak tepenin zirvesine São Jorge kalesini (Castelo de São Jorge) inşa ederek bölgeyi oldukça iyi korunan bir sığınağa çevirmişler. Ancak bu kale bile haçlı ordusunu bölgeden uzak tutamamış. Şehir Afonso Henriques tarafından 1147 yılında ele geçirilmiş ve orta çağda zenginlerin deprem korkusundan batıya göç etmesi ve bölgeyi balıkçılar ile fakirlere bırakması ile Alfama’nın çöküşünün tohumları atılmış olmuş. Gezerken gördüğümüz binaların çoğu 1755 depreminden sağ kurtulmayı başarmış. Bölgede Faslılara ait ev kalmamış olsa da kasbah (Kuzey Afrika kentlerinde Arap mahallelerine verilen isim) benzeri yerleşim mevcudiyetini korumuş. (Kaynak: Lisbon – DK Eyewitness)

Rengarenk süslemeleri ile Alfama…

Günümüzde bölge sakinlerinin gündelik yaşamı kompakt iç içe girmiş sıra sıra evler, eğimli dik sokaklar, merdivenler, seramik kaplı cephelerden sarkan çamaşırlar ile yerel manavlar, mahzen benzeri tavernalar, Fado kulüpleri, barlar, dondurmacılar ve lezzetli pastel de nata dükkanları etrafında dönüyor gördüğüm kadarı ile. Elbette gelir getiren turizm kaynaklı oluşumlar da göz önüne alınmalı. Ve tabi kapkaççılar. Alfama’da bir tur rehberinin gözünün önünde olan kapkaç olayını canhıraş çığlıklarla duyurması bizi dikkatli olmaya fazla yayılmamaya teşvik etti.   

Kırmızı elips içine aldığım beyaz saçlı siyah kıyafetli tur rehberi bayan gözünün önünde olan kapkaç olayını göstererek haykırıyor… Largo Das Portas Do Sol meydanı…

Lisbon – DK Eyewitness adlı kitabın yürüyüş rotasını elimize alıp, gezmeye Praça do Comércio meydanından başladık.

Alfama yürüyüşüne başlarken karşımıza ilk çıkan cephesi elmas şeklinde taşlarla (bicos) kaplı bir bina oldu. Casa dos Bicos (sivri uçlu ev şeklinde çevrilebilir) diğer çevre yapılara göre çok aykırı bir binaydı. 1523 yılında krallığı temsil eden Hindistan genel valisi ve Hindistan’ın batı kıyısındaki Goa ve Malezya’daki Malakka bölgesinin fatihi Afonso de Albuquerque’in gayrimeşru oğlu Brás de Albuquerque için yaptırılmış bu yapı (Kaynak: Lisbon – DK Eyewitness). Üstteki iki katı 1755 depreminde yıkılmış ancak 1980 yılında orijinaline uygun olarak restore edilmiş. Bina şu anda 2010 yılında ölen Nobel Edebiyat ödüllü Portekizli yazar José Saramago vakfının ana merkezi olarak kullanılıyor. Binada yazarın hayatına ve eserlerine adanmış daimi bir sergi var. Ayrıca konserlerin, gösterilerin, seminerlerin, kitap tanıtımlarının ve entelektüel tartışmaların yapıldığı bir kültür alanı.

Nobel Edebiyat ödüllü Portekizli yazar José Saramago vakfının ana merkezi olarak kullanılan Casa dos Bicos binası…
Cephesi elmas şeklinde taşlarla (bicos) kaplı Casa dos Bicos binası…
Balkonda kurutulan çamaşırlar bölgenin olmazsa olmazı…

Bu düzayak kısımdan sonra asıl yokuş ve merdivenler başlıyor. Kırık veya bozulmuş seramikler, grafitiler, profesyonelce çizilmiş duvar resimleri, lezzetli ürünler satan pastaneler ve restoranlar, salaş müzisyenler, bolca turist, her yerde karşınıza çıkan siyahi Portekizliler. İşte Alfama…

Merdivenli dik sokaklar Alfama’nın alametifarikası adeta…

Alfama sokak performansları açısından oldukça zengin bir bölge. Her köşede kaliteli müzik yapan performans sanatçılarına rastlamanız mümkün. Şu kısacık gezide karşılaştıklarımızı aşağıda görüntülüyorum.

Alfama sokak müzisyenleri. Miradouro de Santa Luzia seyir terası…
Ben fark edemedim ama eşim fark etmiş ki; Largo Das Portas Do Sol meydanındaki bu gitaristin gitarı kırık. Dikkatle bakınca anlaşılıyor ki; gitar bantlanmış. CD’sini satın alıp, destek olalım dedim ama eşim bu tarz CD’lerin kayıt kalitesinden dolayı çok kötü çıktığını birçok kez denediğimizi söyledi. Haklıydı. Sadece biraz para attım o kadar…

Alfama’nin gizli pasajları ve renkli kurdelalarla süslenmiş sokakları…

Alfama’da bir satış tezgahı. Portekiz gitarsız düşünülemez…
Alfama size sürprizli meydanlar sunuyor…
Bir anda karşımıza çıkan asma yapraklı bir meydan…

Alfama Bölgesi Fado müziğinin merkezi. Kelime anlamı “kader” demek. Fado hasret, özlem, üzüntü, keder gibi duyguları ifade eden Portekiz’e özgü bir müzik türü. Lizbon halkı 150 yıldan fazla bir süredir arka sokaklardaki kafe ve restoranlarda icra edilen bu dokunaklı müzik ile büyümüş. Portekizli ünlü yazar Fernando António Nogueira Pessoa fado müziğini “Güçlü bir ruhun yorgunluğu” olarak tanımlamış. Günümüzde biraz turistik havaya bürünse de hala kültürün bir parçası. Alfama bölgesinde nehir kenarında bir zamanlar halka açık banyo olan bölge “Museu do Fado” yani Fado Müzesine çevrilmiş. Müzede canlı performans, 1800 yıllarında Portekiz’in fakir mahallelerinden çıkan fado müziğinin tarihçesi, fotoğraflar, resimler, ünlü sanatçıların kayıtları ve CD dükkanı da var. Biz açık hava gezginleri olarak müze tercih etmedik ama yağmurlu günler için ideal bir mola olabilir.  

Fado’yu anlatırken Portekiz kültürüne özel bir gitarı da tariflemek lazım diye düşünüyorum. Bu çalgı aleti aşağı yukarı mandolin şeklinde yassı bir model olup,  12 tellidir. Bu gitar, 19. Yüzyılın basit tasarımından ince bir işçilikle dekore edilmiş parçalara evrilmiş. Hatta bazen sedef kakmalı türleri bile yapılmış. İyi bir fado müziğinin temelinde şarkıcının melodileri eşliğinde yükselerek yankılanan bu gitar ezgisi bulunmaktaymış.   

Eğimli Alfama yollarını arşınlamaya devam ediyoruz…

Escadinhas de São Tomé caddesinin köşesinde karşımıza “Largo Das Portas Do Sol” denilen müthiş manzaralı bir teras çıkıyor. Meydanda ihtişamlı koruyucu aziz São Vicente heykeli ve tam karşısında da Museu de Artes Decorativas adlı Portekiz Dekoratif Sanatlar Müzesi var. Ancak bölge sarı tramvayın durak noktası ve tuk tuk denilen araçların önemli bir güzergahı olması sebebi ile feci bir trafik sıkışıklığına maruz. Harika manzaralı kafeler burayı keyifli yapan en önemli nokta. Restoranları, kafeleri, dondurmacıları, müzeleri, turistleri, fotoğrafçıları, sokak satıcıları, sokak müzisyenleri, tuk tuk araçları, sarı tramvayları, tur rehberleri ve kapkaççıları ile çok hareketli bir meydan burası. Kimbilir daha sayamadığım neler var bu terasta.

Bir anda karşımıza Largo Das Portas Do Sol adlı nehre bakan teras çıkıyor…
Largo Das Portas Do Sol adlı meydanın manzaraya bakan kafelerinden biri… Arkada Sao Vicente da Fora Kilisesi ve National Pantheon var…
Largo Das Portas Do Sol manzarasına karşı biz 🙂
Largo Das Portas Do Sol manzarası… Soldan sağa Sao Vicente da Fora Kilisesi, National Pantheon, Igreja de Santo Estevao kilisesi kulesi…
Igreja de Santo Estevao kilisesi…
Terastan gözümüze çarpan bir duvar resmi…
Largo Das Portas Do Sol meydanında bir sokak satıcısı…
Sarı tramvayın arkasındaki kırmızı cepheli bina Museu de Artes Decorativas adlı Portekiz Dekoratif Sanatlar Müzesi…
Largo Das Portas Do Sol meydanının sarı tramvayı ve Tuk Tuk denilen turist gezdirme araçları…
Largo Das Portas Do Sol meydanındaki Tuk Tuk trafiği…

Bu meydanın hemen yakınında “Miradouro de Santa Luzia” denilen müthiş bir seyir noktası var.  Bu arada “Miradouro” seyir noktası demek. O nedenle bu levhayı görür görmez gözü kapalı takip edin. Harika bir deneyim sizi bekliyor olacaktır. Tıpkı bizim yaptığımız gibi.

Miradouro de Santa Luzia seyir terasının azulejo olarak adlandırılan dekoratif seramikleri… Begonvillerin altındaki merdivenleri tırmanarak manzaralı bir kafeye ulaşıyorsunuz…
Miradouro de Santa Luzia seyir terasında havuzdan yansımalar…
Miradouro de Santa Luzia seyir terasından bir azulejo örneği…
Ve bu zarif seramik cepheli bina ile karşılaştık…

Largo dos Lóios caddesindeki azulejo kaplı binadan ilerleyip, Rua do Milagre de Santo António caddesi 10 numaradaki Alfama bölgesinin en muhteşem dondurma ve Pastel de Nata noktasına ulaştık. Pastelaria Santo António. Tabi ki bir keyif molası verdik.

Largo dos Lóios caddesinden doğruca Rua do Milagre de Santo António caddesindeki damak çatlatan Pastelaria Santo António pastanesine…

Pastane, cephesi azulejo kaplı bir binanın altındaydı. Bulmanız kolay olsun diye aşağıda fotoğrafını da veriyorum bu güzel çalışmanın.

Pastelaria Santo António pastanesinin üst katındaki azulejos…

Pastelaria Santo António pastanesinin karşısı Castelo de São Jorge kalesinin duvarlarına bakıyor ve üzerinde harika mor çiçekli bir ağaç var.

Pastelaria Santo António pastanesinin karşısı Castelo de São Jorge kalesinin duvarları… Sarı duvarlar arkasındaki kale güzel bir manzara noktası sunuyor.

Costa do Castelo caddesinden biraz daha yürüyünce Calçada do Marquês de Tancos caddesi kesişiminde Elevador Baixa yazan bir asansör ile karşılaşıyoruz (Elevador da Baixa – Largo do Chão do Loureiro 3). Bu asansör Castelo caddesinden Baixa bölgesine inmek için en ucuz ve kısa yol çünkü bedava. Aşağı inmek istemediğimiz için bunu kullanmadık ama siz yorulduysanız ve kestirme bir iniş istiyorsanız tercih edebilirsiniz. Calçada do Marquês de Tancos caddesindeki güneş enerjisi ile çalışan Chão do Loureiro katlı otopark alanının hemen yanında olan bu asansör sizi Baixa bölgesindeki Pingo Doce adlı süpermarkete indiriyor. Biz asansörü manzara noktası olarak kullandık. Muhteşem görüntülerle karşılaştık.

Costa do Castelo caddesinden biraz yürüyünce asansör ile karşılaşıyorsunuz…
Foto: Murat Bengisu
Calçada do Marquês de Tancos caddesindeki Elevador da Baixa…
Calçada do Marquês de Tancos caddesindeki Elevador da Baixa’dan manzara…
Elevador da Baixa’dan baktığımızda gördüğümüz bu çiçekli balkona bayıldık…
Calçada do Marquês de Tancos caddesindeki Elevador da Baixa’dan nehir manzarası…
Elevador da Baixa’dan görünen Praça do Comércio meydanındaki Arco da Rua Augusta Zafer Takı…
Elevador da Baixa olarak adlandırılan asansör Costa do Castelo caddesindeki bu ağaçlık alana bakıyor…
Calçada do Marquês de Tancos caddesindeki Elevador da Baixa’dan meydan manzarası…
Calçada do Marquês de Tancos caddesi sonunda yer alan Mercado do Chão do Loureiro adlı 32’si elektrikli araçlara ayrılmış 195 araç kapasiteli otoparkın girişi…

Buradan Largo São Cristóvão  meydanına geliyoruz ve güzel bir avluya açılan kapı görüyoruz. İçeri girebilir miyiz diye sorunca bu görüntü ile karşılaştık:

Largo São Cristóvão meydanındaki bu avlu zarafeti ile bize güzel bir sürpriz sundu…

Avlu girişindeki seramiklerin üzerindeki yazıdan buranın bir zamanlar saray olduğunu (Palácio de Sao Cristovão) ancak şu anda bir dernek binasına Clínica de São Cristóvão (Associação de Socorros Mútuos de Empregados no Comércio de Lisboa) çevrildiğini öğreniyoruz. (Lizbon’da Ticari Çalışanlarla Karşılıklı Yardımlaşma Derneği gibi bir anlam çıktı Google çeviri aplikasyonundan)

Largo São Cristóvão meydanındaki bir zamanlar Palácio de Sao Cristovão sarayı olan şu anda derneğe çevrilen yapı…

Largo São Cristóvão  meydanındaki merdivenlerden inince büyük bir sürpriz ile karşılaşıyoruz:

Ve karşımızda duvar resimleri ile kaplı bir meydan ve caz müziği yapan bir sokak sanatçısı…

Escadinhas de São Cristóvão 8 numaradaki Boutique Taberna adlı bu bardan su alacaktım. Direkt olarak su istedim. Barmen bana “iyi akşamlar” dedi. Ben de utanarak önce” iyi akşamlar” deyip öyle suyu istedim : ) Portekizlilerin hiçbir konuda acelesi yok. Herşey yavaş ve rahat bir ruh halinde olmalı…

Largo São Cristóvão meydanındaki merdivenlerinden inince karşımıza çıkan bu alanda müzik ziyafeti çektik…
Escadinhas de São Cristóvão merdivenlerindeki cazcı müzisyenin, onu hipnotize bir şekilde dinleyen partneri…

Alfama bölgesi gizli güzelliklerle dolu. Detaylar insanı şaşkına çeviriyor. Birkaç tanesi aşağıda:

Alfama bölgesinden azulejo detayları…

Alfama’da Yeme İçme

İş yemek kısmına gelince önceliği yukarıda anlattığım lezzetli dondurma seçenekleri ve “Pastel de Nata” tatlısı ile Pastelaria Santo António pastanesine verdim gitti. Atıştırmalık yiyecek, kahvaltı ve öğle yemeği noktası da aynı zamanda. Adres: R. Milagre de Santo António 10, 1100-351 – Telefon: +351 21 887 1717. Çalışma saatleri 08.00-19.00.

Alfama bölgesinde Pastelaria Santo António…

Akşam yemeği için de yine manzaralı bir restoran bulduk. Chapitô à Mesa. Adres: Rua Costa do Castelo, 7. Telefon: +351 218 875 077. Çalışma Saatleri 12.00 – 24.00 arası. São Jorge Castle adlı kalenin duvarları altında yer alan bu restorana el yapımı hediyelikler satılan bir dükkandan girdik ve merdivenlerden aşağıya inmeye başladık. Bir anda karşımıza sürprizli bir şekilde gizli bir veranda ve bahçe çıktı. Mekanın nehre ve Lizbon’a tepeden bakan harika bir manzarası var. Chapitô aynı zamanda bir tiyatro ve performans okuluna da sahip. Bu nedenle bir anda karşınıza çalışma yapan bir palyaço çıkabilir. Zaten mekanı gezerken rastladığım bir avluda sirk için elemanlar yetiştirdiklerinden olsa gerek sirk teması vardı. Çoğu zaman belli saatlerde canlı müzik varmış. Biz erken yemek yediğimiz için denk gelemedik. Oldukça renkli ve gezerken değişik objelere rastlayacağınız bir restoran burası. Yemekler de çok lezzetliydi. Biz seçimimizi deniz ürünleri üzerine yaptık. Restoranı nereden buldun derseniz rehber kitaptan diye cevap verebilirim 🙂

Chapitô à Mesa adlı restorana ulaşmak için bu merdivenlerden iniyorsunuz…
Chapitô à Mesa restoranının camla kaplı terasından bakınca böyle bir manzara ile karşılaşıyorsunuz…
Chapitô à Mesa restoranının kapalı kısmından görünen manzara…
Chapitô à Mesa restoranında tercih ettiğimiz balık…
Restoranın bar kısmındaki merdivenlerin altındaki dekor…

Bu arada yol üstünde de karşımıza ilginç bar ve kafeler çıkmadı değil. Birkaçını aşağıda görüntülüyorum:

Chapitô à Mesa adlı restoranın yakınlarında bir kafe…
Largo Das Portas Do Sol meydanında en solda gördüğünüz manzaralı restoran ve kafe – Portas do Sol Cafe & Restaurant – Largo das Portas do Sol, Beco de Santa Helena, 1100-411 Lisboa, Portekiz – Çalışma saatleri 10.00-00.00 arası
Miradouro de Santa Luzia manzara noktasından arkada gördüğünüz merdivenleri tırmanırsanız direkt olarak Bar Terraco de Santa Luzia adlı bir kafeye çıkıyorsunuz. Adres: Largo de Santa Luzia | 1100-487, Lizbon 1100-487… Çalışma Saatleri: 10.00-20.00 arası
Miradouro de Santa Luzia manzara noktasında begonviller içindeki Bar Terraco de Santa Luzia adlı kafe…
Bu da bir konserve dükkanı… Conserveira de Lisboa… Adres: Rua dos Bacalhoeiros 34…
Haydi artık bu yokuşlu Alfama Bölgesini geride bırakıp kendimizi Baixa ve Avenida bölgesine atalım…

Not: Eşim Murat Bengisu’ya ait olduklarını belirttiklerim dışında tüm fotoğraflar bana aittir.

Füsun Erdoğanlar Bengisu

Lizbon Otelleri
Lizbon Otelleri

LİZBON’DA NEREDE KALINIR?

Lizbon’da konaklamayı düşünecek olursanız, otel seçenekleri için bencetatil.com olarak bizim en çok tercih ettiğimiz online rezervasyon sitesi Booking.com‘u inceleyebilirsiniz…

Booking.com
Dünya çapında 6000 i aşkın yerleşim yerinde en uygun fiyata araç kiralama